MARGOTTO

Jules ve Jim

Tarih| Temmuz 22, 2005 | 6 Comments


Dvd gerçekten keyifli bir icat. Hele yıllar öncesinin klasiklerini bulup seyretmek başka bir keyif. François Truffaut‘un filmlerinden oluşan bir seriyi incelerken Jules ve Jim isimli neşriyat ilgimi çekti. Çünkü filmin kapağındaki resim çok güzeldi. Siyah beyaz kapakta önde erkek kılığına girmiş sevimli kadın gülerek , arkasından iki adamdan biri de şapkasını tutarak koşuşturuyordu. Bu filmde sevimli bir şeyler vardı mutlaka… Hayat dolu birşeyler…

Filmde sevimli şeyler hakikaten var. Jules ve Jim bohem iki arkadaştır ve hayatta hiç bir şeyi takmazlar. Bir gün arkadaşlarının gösterdiği bir resimdeki Yunan heykeline o kadar hayran olurlar ki, heykelin yüzündeki tebessümün peşinden Yunanistan’a giderler. Paris’e döndüklerinde o tebessümün hayattaki karşılığı Catherine ile tanışırlar. Catherine yaşam enerjisi had safhada bir hanım kızımızdır. Hayatta karşısına çıkan herşeye kafa tutar, hatta hayatın kendisine bile(!). Jules,Jim ve Catherine kısa zamanda ayrılmaz üçlü olurlar,beraber tatile çıkar,beraber yer içer ve genelde her şeyden mutlu olurlar. Jules Catherine’e görür görmez aşık olur ve bunu Jim’e söyler, Jim aynı duyguları hissettiği halde susar.. Burda sevimli ve bohem hayatlarına hüzün girer. Jules ve Catherine evlenirler ve bir kızları olur. Bu sırada 1.Dünya savaşı çıkar ve film bir klasikten beklenen o uzun zamana yayılma özelliğini yerine getirmeye başlar. Savaştan sonra Jules ve Catherine Avusturya’ya yerleşirler. Ama Catherine sıkılmaya başlar, arada ortadan kaybolur. Jim’e aşık olur, delirir,kendine gelir,sonra tekrar delirir… Düzenli bir hayatı bünyesi kaldırmaz.
Hayatımın hiç bir safhasında deli kadın olamadığımdan sanırım Catherine’i (Jeanne Moreau) seyretmek benim için sorularla doluydu. Olağan üstü hayat enerjisini, meydan okuyuşlarını, terk edişlerini ve bundan daha da garibi iki erkeğin bütün bunlara rağmen onu mutlu etmek uğruna herşeye hatta onu paylaşmaya bile katlanmalarını çok garip buldum. Filmin bir yerinde Jules Jim’e diyordu ki : ” Catherine çok güzel bir kadın değil,çok akıllı da değil ama o gerçek bir kadın ,o bir kraliçe ve kraliçe gibi davranılmayı hak ediyor”. Bir erkeğe bunları ancak olağanüstü bir kadın söyletebilir. Zira Jules ve Jim zamanın entellektüelleri, bohemleri olarak hiç de aptal adamlar değiller. Peki kendilerine herşeye rağmen tahammül eden ,onları bekleyen ve sabreden kadınlara değil de neden bu ele avuca sığmaz, tehlikeli, hastalıklı derecesinde tutkulu kadına aşıklar?? Kraliçe olmak böyle bir şey mi? Birini ölüme bile sürükleyebilir misin eğer bir kraliçeysen? Seyredin ve klasiklerin tadını çıkarın…

Yorumlar

6 Responses to “Jules ve Jim”

  1. uykusuzadam
    Temmuz 22nd, 2005 @ 06:21

    Çünkü insan tam anlamıyla sahip olamadığı şeye tutku duyuyor. Erkek bir kadını, “kadını” yapamadığı sürece peşinden sürünüyor.
    Huzurlu aşk/aşık var mıdır ki zaten ?
    Benzer eksende bir hikayesi olan “Tehlikeli Yemekler”i tavsiye ederim ben bir de. Yunanlı bir yazarın kitabı, adamın adını unuttum. İki erkek, aynı şekilde uçarı bir kadının peşinden sürünüyorlar ve tek silahları aşçılıkları.
    Kesin seversin.

  2. Mutfakta Zen
    Temmuz 24th, 2005 @ 13:38

    nasilsiiiin?
    sesin çikmiyordu, ben de ses çikarmamisim anlasilan.
    kalbin, ruhun iyi mi?
    kahkaha var mi kahkaha?
    sana yakisir..
    sicakta bile.
    tijen

  3. akçahan
    Temmuz 25th, 2005 @ 04:54

    Birini ölüme bile sürükleyebilmek oldukça değişik ve birazcık ta ürkütücü bana göre.Dilerim izleyebilirim.Sevgilerimle!

  4. Margot
    Temmuz 25th, 2005 @ 06:28

    Sevgili Uykusuz,
    Kitap önerin için teşekkürler,tatil okumalarımın arasına kaydedilmiştir !
    Tijenciğim,
    Ofis beni benden aldı, kendimi bile unuttum geçen hafta, dosyaların arasından çıkamadım. Kalbim ve ruhum kayıtsız şu aralar,sadece izliyorlar. Hiçbir şey anlamıyorlar genelde zira zihnimi susturdum. Ama kahkaha hep var, ne kadar hüzün olursa ona inat o kadar kahkaha var. Daha sıcak bir yerlere gitmeyi planlıyorum,buharlaşmayı … Sevgiyle kalasın komşu kalbim.
    Sevgili Semanur,
    Evet bu biraz değişik bir film , nasıl bir tutum alacağını bilemiyorsun izlerken. En iyisi bir tutum sahibi olmamak, o zaman çok güzel bir film işte. Tıpkı hayat gibi.

  5. e
    Temmuz 26th, 2005 @ 06:58

    benim de blog komşum ol çünkü ben blogunu bugün keşfettim, hepsini bir çırpıda okudum, çok sevdim, çok.

  6. Margot
    Temmuz 26th, 2005 @ 09:51

    Hoşgeldin Elif,
    Senin de blog komşun olurum,bana misafirliğe geldiğin,gülümsediğin, bir de iltifat ettiğin için hayli hayli olurum ! Çok teşekkürler,çok sevindim beğendiğine.. :-)

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama