Son Zeytinyağlı Fasulye
Tarih| Ekim 11, 2005 | 11 Comments

Evde elektrikli bir radyatörün gerçek bir dost olduğu zamanlar da geldi nihayet. Evciğim kuzeye baktığından bahar aylarında donan burnunuzu hissetmeyebiliyorsunuz. Buna çözüm olarak Bay Isıtıcı dolaptan çıktı. Geceleri lacivert battaniyeyle bir köşeye kıvrılan benim yanı başıma konuşlandı. Ben kitap okur, televizyon seyreder ya da yazarken yanımda uslu ve sıcacık oturuyor.
Havalar soğumaya başladığından beri alışveriş merkezlerine de nur yağıyor. Kapalı mekanlara göç son sürat devam ediyor. Kuru ve sıcak olmakla beraber rüzgar almayan bu mekanların kötü biricik yanı kalabalık(!) olmaları. Kalabalık bazen yanlış kelime olabilir ve siz dayanılmaz kelimesini de rahatlıkla kullanabilirsiniz bu gibi durumlarda. Özellikle hafta sonları gittiğinizde etrafta koşuşan bir ufaklığı ezmemek, domates seçerken yanınızdaki ile kol temasından imtina etmek, şu yeni meşhur kahvecilerde oturacak yer bulmak, ayaklara kara sular inmeden kasaya kadar ulaşmak, otoparkta arabanıza yer bulmak ve tanıdık biriyle karşılaşmamak çok ama çok zor! İnsan ;Yağmurdan kaçarken kalabalığa tutuldum, dışarıda donmayacağım belki ama burada bayılacağım, neden bakkala gidip iki yumurta almadın, kasayı hiçbir zaman göremeyeceğim gibi iç sayıklamalara gark oluyor. Garantili bir buhran tekniği olarak kayıtlarımıza alalım.
Artık sokakta avarece dolanmak yavaştan çekiciliğini yitirirken, dışarıdan çok içeride olmak cazip geliyor. Sinemaya gitmek, sıcak patlamış mısır yemek, dışarıda insanların şemsiyeleri dönerken, içerde sıcak kahveden gelen dumanı yüze doğru tutmak, deniz kenarında oturup kitap okumak yerine pencere kenarında oturup kitap okumak, Pazar gezmek yerine pasaj gezmek daha bir albenili oluyor. 
İçeri kapanmanın, içine kapanmanın bile bir mevsimi var. Grip olmak belki de evde kalmaya alışmamızı sağlayan zorunlu bir egzersizdir bünye için. Mevsimi idrak etmeye hazır olmadığımız zamanlarda , hani yazı tam çok sevmişken ve hiç bırakmak istemezken, hani havalar birden bire kararmaya başladığında hiç tınmazken, hani daha bunun pastırması var, bitmedi bitemez derkeen….. Birden bire boğazınız kılçıklanır ve mecburi yatak istirahatı başlar. Siz de acı gerçeği böylece kabullenirsiniz. Artık iç mekanların, saklanmanın, sakınmanın mevsimi gelmiştir. Doğa her zaman insana nanik yapmıştır ve yapacaktır.
Uzun zaman çaktırmadık biz de. Yeni yayın dönemi başladı oysa ki… Dolaptaki son zeytinyağlı fasulye cazibesini yitirip de yenmediğinde, son kalemiz de düştü. Şimdi kalın çoraplarımızı giyelim ve şöyle terbiyeli bir çorba pişirelim. Anneannem yün alıp bir şeyler örmeye başladı zaten, artık mevsimi kimse döndüremez. En iyisi sizde mor bir atkı ya da renkli bir patik örüverin,moher yumaklar ruhunuza iyi gelir.
Yorumlar
11 Responses to “Son Zeytinyağlı Fasulye”
Cevap yaz



Ekim 11th, 2005 @ 16:12
Zaten huzunleniyorum, kabul etmek istemiyorum. Bugun gunes aciyor, yine salak salak seviniyorum, hehe daha bitmedi iste diyorum, aslan yaz! Bilmiyorum, haklisin, bitti belki de
Sen boyle anlatinca kesin ikna oluyorum da..
Ekim 12th, 2005 @ 01:38
Evde kestane pişirmek, mısır patlatmak, sıcak çikolata, sahlep, sarı leblebili boza içmek, bolca film izlemek, yatakta yayılıp kitap okumak; yazını okuyunca ilk aklıma gelenler. Özlemişim bunları. Herkesin kışı sıcacık geçirecek bir evi olsun, kimse üşümesin, çocuklar hiç üşümesin bu kış.
Ekim 12th, 2005 @ 03:04
Kimse o atkı örenler, bana da bir bere ve atkı örseler hazır elleri değmişken, ne de güzel olur
valla kendimden çok sizi düşünüyorum, margot demiş işte yumaklar ruhunuza iyi gelir diye
mümkünse mor olmasın ama benimkiler
Ekim 12th, 2005 @ 03:47
Olsun İstanbulun kışı da ayrı güzel…
Seviyorum ya İstanbulu her hali bi başka tat veriyor…
Halbuki burada da doğmadım ama…Yinede bütün olumsuzluklara rağmen seviyorum…
Artık kabullendim kışın gelişini, zaten ufak çapta- bi günlük depresyonla- kendi kendime de kutladım gelişini…
Alıştım ben gelişine İstanbulda sonbaharın…
Yakında soğuuuk çok soğuuuk da günler gelecek, karnıbahar gibi kat kat giyinecem,yürümekte zorlanıcam ve tıpkı “zihni sinir” gibi sokakta bedenimi ısıtabilecek icatlar aramaya dalacak beynim yine…
Ekim 12th, 2005 @ 04:25
Ben Petrek için şarjlı kapitone manto düşünüyorum nasıl olur petrek, akşamdan şarja koyucan sabah istediğin yere git aslanlar gibi
)
Yeşilerikçim ve Burcucum,
Soğuk havalar kapıda,ne yapalım artık bu mevsimle kafa bulucaz biraz da.
Uykusuz,
Morun nesi varmış mis gibi renk! Ama hadi lacivert olsun senin atkın, madem moru sevmedin. Hem blog’un yeni rengine de uyar. Bir örnek
Ekim 12th, 2005 @ 04:52
Hala inatla kışlıkları çıkarmadım, ama kabullenme zamanı geldi geçiyor.
Ekim 12th, 2005 @ 04:54
ben hiç sevmem kışı, ama mandalinayı severim, kestaneyi, de battaniye altın içilen salebi de severim mesela… sonra akmanda içilen bozayı severim…ama genel olarak bakıldığında sevmem, haa yoğurtlu çorbayı da severim ama o ayrı
Ekim 12th, 2005 @ 10:59
soğuk olmasa güzel bir mevsim aslında… elleri kazağın kollarının içine gömme zamanı. mevsimler ve yemek konusunu irdeleyen pınar hanım’a, düğün çorbasını, yayla çorbasını, onları da geçtik şu linkteki çorbaları: http://www.corbadacorba.com/Monu.htm müjdeliyorum.
Ekim 12th, 2005 @ 14:50
Canımcım Margot,
Ben de bu mevsimde ise basladım. tam zamanı degil mi.
Aslında son bir Emirgan veya Yıldız Parkı yapmak istedim ama artık Cumartesi planlarımıza ekleyecegiz.
Gordugun gibi biz hala dısarılıklı planlar yapmaktayız. Olmek var, alısveris merkezlerine girmek yok.
Sefgiler
Cigdem Karal
Not: Simdi hangi kitabımı okuyorum, soyleyeyim; Kedi Gulusu – Zulfu Livanelli nin. Hos, aynı zamanda huzunlu bir kitap. Kitaplarda en cok sevdigim seyi veriyor bana; degisik bir bakıs acısı.
Ekim 13th, 2005 @ 01:21
Sevgili Gün,
Off kışın hammallığını sevmiyorum işte ne yalan söyliyim.
Ben de kışlıkları hala çıkartmadım
Sevgili Pınar ve Sarkaç,
Evcini süper bir mantarlı çorba tarifi vermiş, o corbalı siteye de hemen bakıyorum!
Cigdemcigim,
Yeni işin hayırlı ve de uğurlu olsun. Tam zamanında başlamışın,yazın daha zor oluyor çalışmak, benim aklım hep tatile kayıveriyor. Şöyle biraz ılık havalar olsa Emirgan’da ya da Yıldız’da bir son elveda çayı içilir. Tabii bir sonraki bahara kadar
Ekim 18th, 2005 @ 12:12
harikasin sagol varol !!