şiddetli bir yağmur başladı tam da şu anda.
Bu hafta da bitti dedi birileri. Burnunu cama dayayarak, elleri cebinde öylece dışarı baktı. Elinden bir şey gelmiyordu, bu hayat pek umarsız. Benim yaptığım işler, döktüğüm diller, ertesi günü çok da yumuşatmadı. Hayat sanki bir kaya ve ben her kelimeyle onu döven dalgalar savuruyorum kendimce, sonra yorgun argın çekiliyorum. Kaya gibi duruyor hayat, taş gibi [...]
persepolis
Çok çok çok soğuk bir geceydi. Elim Yamyam’ın cebinde onun elini tutmuş, yürüdük İstiklal caddesinde…
Soğuk yanak kesiciydi, ısırıcı, tırmalayıcı ve haşin. Bir yerlerden sızan sarışın müşfik ışıklar, kahverengi kabuklarını yarıp göbeklerini dışarı uzatmış tombul kestanelerin üzerine düşüyordu. Yavaştan çiseleyen yağmurla beraber duraklayıp, ucuz şeffaf şemsiyelerden aldık. Sinema ıslanmadan yürünmeyecek kadar uzaktı.
Uzun zamandır Persepolis diyordum da [...]
yedi kardeşe yedi gelin
Biri bir yerlerde Margot! Desin, hemen yanında biten cin gibiyim. Beter Böcek gibi üç kez söylemenize de gerek yok, blog camiasının izleme, takip etme, kovalama gibi faaliyetlerine imkân tanıyan aygıtları sağ olsun! Yaban kardeşimizi de böyle buldum, kendisi beni sobelemiş, sağ olsun. Bunca zaman Margotto’da yazılmamış bir şeyler olabilir mi bilmiyorum ama benim hakkımda bilmediğiniz [...]
« go back — bu kategorideki diger yazilar »

