Sıradan bir öğleden sonra

Tarih| Ocak 2, 2008 | 11 Comments

Saat yavaş yavaş ilerliyor. Kendi ritmini bulmuş, ağır kıvamlı bir yürüyüş tutturmuş gidiyor. Bu saatlerde havaya karışmasını en sevdiğim şey duman. Yumuşak ve hoş kokulu dumanlar sarıyor etrafı, rehavetle kucaklaşıyor ruhum. Günün kahve dumanı, çay buharı kokan bu saatlerini seviyorum.

Hava bu saatlerde yavaşça kararıyor. Bir yorgunluk ve uyuşukluk çağrıştırıyor mavi parlak gökyüzünün zamanı gelince pembeli sarılı bir şalla, gerinmesi. En çok bu vakitlerde yazmak geliyor içimden, saatler beşe gelirken tepsiyle gelen bardakların içinden kendi kupamı seçtiğim zamanki huzurla beraber. Artık günün tortusunu, kalabalığını yavaşça sıyırıyoruz omuzlarımızdan. Güler yüzlü, ofis gurusu, en sevdiğim arkadaşlarımdan çay kraliçesi S. bizleri, tepsisiyle onurlandırdıktan sonra, bütün gün biriktirdiğimiz manasız çiziktirilmiş kâğıt, zımba, bisküvi paketi, çiğnenmiş sakız, yapışkanı kalmamış kâğıt dolu çöp kovalarımızı ferahlatmaya geliyor. Büyük, siyah bir torbayı yerde sürükleyerek… Torbanın yerde çıkardığı sesten onun geldiğini anlıyorum. Çöp kovamı ters çevirip salladığında, delgeçten çıkan yüzlerce beyaz yuvarlak kâğıt, kar gibi yağıyor poşete. Gülüşüyoruz. Mutlaka bir laf atıyorum arkasından, hazır cevaplığını duymak için bir bahane. Arkasını dönüp giderken bir yandan gülüyor bir yandan sürüklüyor çuvalını.

Akşam çöküyor üzerimize, kollarımı gerip çıtırdatıyorum el bileklerimi. Anneannemi arıyorum. Çay vakti konuşmamız adetten çünkü. Günlük havadisleri alıyorum, sonra da magazin turu. Çarşamba pazarından yapılan alışverişin detayları ( bir çay süzgecinin minikliğini bu kadar sevimli kimseden dinlemem mümkün değil zira ya da karnabaharın artık minik çiçekler halinde kiloyla satılması da aktüalite haberlerinden sayılabilir ), annemin ve kendisinin pazardan aldıklarının ve dahi alamayıp gözlerinin kaldığı zımbırtıların tam listesi. Bir çorba tarifi ya da gününe göre Oktay Usta’nın televizyonda tarifini verdiği dâhiyane ve mutlaka yapmam gereken bir yemek gibi.

Radyoda bu saatlerde Ayça Şen başlıyor. Bazen internetten onu dinliyorum etraf sakinceyse. Elim oyalansın diye biraz evrak işi, kâğıt delmece, dosya yapmaca. Dosya yapmanın kuzu kapama yapmaktan pek farkı yok. Evraklar belli bir sırayla dosyaya diziliyor, üzeri yazılıyor falan. El işi dersi gibi keyif verebilen bir faaliyet, fotokopi çekmek, evrak dizmek, üzerine not kâğıtları yapıştırıp, yazışmaların çıktısıyla beraber hepsini bir iş olarak kaldırıp bitirmek… Bu oldubitti hissi bile güzel, bir iş halloldu klasöre takıldı. Bu iş de bitti, masadan kalktı.

Dolapta nelerim var? Akşama ne pişirmeli? Bu gece evde yokuz. Sinemaya gidiyoruz. Woody Allen’ın yeni filmi gelmiş. Çok merak ediyorum… Akşamüstü akıp gidiyor, su gibi. Pencereden bakınca artık zifir karanlık, içeride paketli yılbaşı sepetleri…

Yorumlar

11 Responses to “Sıradan bir öğleden sonra”

  1. dgül
    Ocak 4th, 2008 @ 02:52

    Kaynayan çay buharının kokusu, bir de bugünlerde hem evim, hem işyerimde her yanımı saran mis kokulu nergisler…
    Benim de bugünler de en sıcak keyiflerim…
    Haa, bir de olmazsa olmaz “Margotto” ve “Bir fincan Yasemin Çayı” okumak…Senin sayende kesfettiğim Sibel ve Oya Hanımlar…
    Anneannen gibi senin de yüregin, hayata olduğu haliyle, sıkı sıkı ama şefkatle bağlanıyor…
    Sevgilerimle…

  2. Oya Kayacan
    Ocak 4th, 2008 @ 03:19

    Canım Margot’cuğum, uzuncadır yokum ya ortalıkta, seni pek özlemişim. Şöyle aşağıdan yukarıya hızlı okuyuşumu uygulayabildim ama sadece. Gönül sindire sindire okumayı isterdi oysa.
    En tepeye de takıldım, şu buharlı dumanlı koku faslına. Dün akşamüzeri, baktım kar hızlanıyor, Ulus olmuş Uludağ, bürodan çıktım eve yollandım. Kahve Dünyası açıldı Ulus yolunda ya, bir de kocaman kahve fincanı duruyor kapısında. E yani, çok hoş bir resimdi, yağan karın altında fincandan buharlar çıkıyor, sanki güzelim bir kahve kokusu duman duman burnumda tütüyor. Park et Oya hemmen…, bir kahve iç. Yapmaz mıyım? Reklamın etkilisi bu işte.
    Sen, Yamyam ve Colin’e sevgi yumağı bir yıl olsun.

  3. müzi
    Ocak 4th, 2008 @ 14:18

    ne kadar cok sey animsatti bu yazi bana. benim annem de oktay usta’nin yaptiklarini anlatiyor bana, ben dinlesem de dinlemesem de anlatiyor:). ikincisi, cay kralicesi S.’nin halleri, eski is yerimdeki guzel Sedef’i animsatti bana. Bu S., Sedef mi yoksa diye gecirdim icimden, sonra da daha neler dedim…

  4. endiseliperi
    Ocak 8th, 2008 @ 05:35

    ah sevgili margot’cuğum öyle güzel anlatmışsın ki, içim ısındı, kendimi çook mutlu hissettim. mutluluğu küçük ayrıntılarda araya araya bir hal olduk ve öyle ki bu kadar kullanım değeri kazanan ayrıntılara öyle sinir olmuşken, senin yazın tekrar ve taptaze ve gerçekten ayrıntıların mutluluğunu hissettirdi. sağolasın.

    ben unutmuştum woody allen’ın filmi geldiğini. iyi oldu hatırlatman, biz de izleyelim, nasıl, beğendin mi?

    sevgiler, öpücükler, S. hanım’a selamlar.

  5. dgül
    Ocak 9th, 2008 @ 02:05

    Margotto’cugum, iyi misin? Nerelerdesin?
    Meraklara düştüm valla…

  6. REALITY
    Ocak 9th, 2008 @ 12:56

    Sıradan günlerimiz çok ve güzel
    olsun Margot.

    Bu arada film nasıldı?Yorumunu
    bekliyorum.

    Anonim Abi

  7. DarAlan
    Ocak 10th, 2008 @ 02:47

    Ne denebilir ki gene insana keyifle okunan bir romanın sıcaklığını yaşatmışsın. Tebrikler.

  8. Cemali
    Ocak 10th, 2008 @ 05:45

    Çok geç kaldım kusura bakma…

    Mutlu yıllar margot…

  9. Aymen
    Ocak 13th, 2008 @ 14:33

    selam, blogunuzu gezdim geldim hoş yazılar. bende beklerim.

  10. müzi
    Ocak 17th, 2008 @ 17:32

    margot,
    nerelere kayboldun? iyi misin, bir ses versen…

  11. Margot
    Ocak 18th, 2008 @ 02:55

    KOMŞULAR,
    İŞ YERİNDE İNTERNET YASAKLANDIĞINDAN, NE YORUMLARINIZI GOREBILDIM, NE DE CEVAP YAZABILDIM. BIR HAFTADIR DA EVE ADSL BAGLANMASINI BEKLIYORUM! IYIYIM, SIZI COK OZLEDIM, INTERNETE BAGLANIR BAGLANMAZ YAZACAGIM..!

    SEVGILER BENDEN HEPINIZEE!

    MARGOT

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama