MARGOTTO

Akşamsefası

Tarih| Mayıs 26, 2008 | 9 Comments

Akşam.

Bahçeden su fıskiyelerinin şıkırtıları gelirken, yeni masada oturmuş bir şeyler yazmaya çabalıyorum. Aslında henüz başladım çabalamaya. Başlamak bitirmenin yarısıdır derler Margot, inanıyor musun buna?

Televizyonda bir klasik müzik konseri var, Colin’le Yamyam top oynuyorlar. Colin bugün çok huysuzlandı. Derdi nedir pek anlayamadık, pencereden dışarıdaki kuşları gördükçe delirdi sanırım.

Huzur.

Çok aradım seni nerelerdeydin? Çağrılınca gelmeyen kedi gibisin. Umudumu kesince gelip yanıma kıvrılan…

Çok huzursuzdum huzur, seni çok aradım. İçimde bir yerlerde kendimi kandıramadığımı biliyordum bilmesine ama yine de geçer diyordum, geçecek elbet. Ama geçmedi, ertelendikçe katlanarak çöktü üzerime huzursuzluk. Çöktü kaldı. Ne yapacağını bilmez, neden böyle hissettiğini anlayamaz hallerde kalktım sabahları, o haller benimle işe sonra eve sonra yine yatağa, uykuma geldi. İkiz kardeşim oldu, kanımı emen.

Kendimi unutmuştum da ondan oldu bunlar, kendime kendimi unutturmak için elimden geleni yapmış idim. Şimdi hatırlama zamanı. Tuhaf. Unutmam gibime gelmişti oysaki. Artık unutmam. Al işte bal gibi unutuyor insan. Demek bu kadar zaman lazım geliyormuş. Ve masanın başına oturmak lazımmış, masanın başından kaçmamak, kitabın kapağından kaçmamak, sabah uyanınca bugün ne yazabilirim, nasıl bir hikâye anlatabilirim bugün diye düşünmek lazımmış demek ki. Korkunun ecele faydası yokmuş, bunu kocaman harflerle yazmak… Yazmak, yazmak lazım imiş… Yazar gibi yapmak bile insanı rahatlatıyormuş meğer. Kendini aldatmadığını hissetmek yeterli imiş…

Kitaplarla dolu bir masa ve yazacak açık bir sayfa. Yanında kahveni getiren ve seni gelmişken öpen bir koca. Daha ne istersin işte dedi huzur, beklenmediği anda kıvrılıp yanıma yatan kedi halinde. Dünyanın en normal şeyiymiş gibi salladı hafifçe kuyruğunu bir aşağıya bir yukarıya.

Elimi uzatırsam ve huzurumu okşarsam, kaçar diye korktum içten içe ve hiç ilişmedim ona, yanımda olmasının verdiği o ılık hissin buğusuna sürttüm yüzümü, gülümsedim.
Kahve kokusu geldi burnuma.

Müzik çalayım dedim bari bir yandan ve yavaştan. Yamyam Papetti diye birini söyledi, Summertime dinledik bir yandan, stor perdeler bir yandan serin havayla kıpırdadı, titredi.

Akşamsefalarının açmasına az kala, kendimi daha fazla kapamamaya karar verdim. Şimdilik en azından akşamdan akşama açarım dedim…

Kusura bakmayın bu sefer kapıyı biraz dağınık saçla açtıysam.

Resimler:

Burgazada’da bir ev, ve onun huzurlu kedisi.

Yorumlar

9 Responses to “Akşamsefası”

  1. Butterfly
    Mayıs 26th, 2008 @ 22:12

    Evet margot önemli olan tek şey;”Kendini aldatmadığını hissetmek”

  2. yaban
    Mayıs 27th, 2008 @ 02:27

    margot,

    kapıyı açmana çok sevindim, dağınıklığa aldırmam ben…

  3. Margot
    Mayıs 27th, 2008 @ 02:38

    Sevgili Butterfly,
    Hoşgeldin.
    Evet sanırım otuzlu yaşlara gelince yapılması adetten olan vicdan muhasebelerine giriştim ben. Aniden ve tekinsizce başlayan bu muharebelerde (!) biraz afalladım. Ondan yazmayı da kestim bir süre, bir sürü şeyi kestim kendi içimde. Şimdi yeniden bir gayret geldi. Kendime dürüst olamadığım sürece rahat ve huzurlu olamayacağımı, rahatım huzurumunda yazmakla çok bağlantılı olduğunu bellediğimden beri, toz duman sanki biraz kalktı.
    Dürüst bir umut, çok önemli. Çok çok önemli!

    Merhaba Yabancığım,
    Senin yazılarını gerçekten ilgiyle ve merakla takip ediyorum. Ben de geldiğine, kapıyı çaldığına sevindim. Umarım iyisindir, iyi ol ve sağlığına dikkat et e mi?

    Sevgiler size.

  4. Kek ve Kahve
    Mayıs 27th, 2008 @ 05:31

    Margot bu sefer çok bekledim gibi geldi yazını.

    Ama değdi, güzel bir yazı okumanın tadı gibisi yok…

  5. Margot
    Mayıs 27th, 2008 @ 06:03

    Sevgili Kek ve Kahve,

    Bu sefer bana da çok uzun süre geçti gibi geldi. Yazınca güzel bir şeyler olsun yoksa boşuna yazmayayım diyorum, aslında çok da düşünmemeliyim böyle belki? Düşündükçe düşünesin geliyor zira.

  6. TUĞBA'NIN DÜNYASI
    Mayıs 27th, 2008 @ 08:52

    Merhaba Sevgili Margot;
    Bir müddet uzaklardaydım şehrimi ziyarete gitmiştim.Sana baktım sen de uzaklardaydın. Ama şimdi yeniden burdasın çok mutlu oldum.Yine içerlerden gelen kocaman bir yazıyla burdasın hemde. Seni yeniden görmek güzel.Yazılarınla güne dönmek de..
    Sevgiler
    Tuğba

  7. Margot
    Mayıs 28th, 2008 @ 00:24

    Merhaba Tuğba,
    Ben pek uzaklara gidememişim, madem gidemiyorum dedim, otur şu dağınıklığın ortasına da başla toparlanmaya :)
    Dün aklımdan geçtin, nerelerde dedim. Neyse kalp kalbe karşıymış işte.
    Benden de sana sevgiler.

  8. dgül
    Mayıs 28th, 2008 @ 06:23

    Evet Margot, içinden geldiği an fırsatın varsa hemen yaz bence, hiç düşünme; çünkü hep güzel, hep içten, hep bahar gibi, ahenkli bir müzik gibi senin kaleminden dökülenler…
    Blogunun giriş kapısında, tıpkı o ada evinin kedisi gibi bekliyorum ben hep seni, azıcık huzurumu bulmak üzere…
    Sıkıntılar uzak olsun senden Margot’cugum…

  9. Margot
    Mayıs 28th, 2008 @ 14:46

    Dgülcüğüm,
    Hemen yaz dedin ben de yazdım işte, hep yazınca çok tartmadan, işte böyle şeyler de çıkabiliyor. Otuz yaş halleri :)
    Sağolasın canım benim, sevgilerimi yolluyorum sana :)

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama