MARGOTTO

Sakin

Tarih| Eylül 11, 2008 | 5 Comments

Beklenmedik, sürpriz bir yağmur var bu sabah İstanbul’da. Kavurucu çöl sıcaklarından sonra, çatırdayan topraklara, sıcaktan sıvışmış asfaltlara, kızgın damlara, kızmış kafalara damlayan… Birkaç damla su.

Trafikte tıkanma. Trafikte tıkanıp kalırken, uykulu uykulu ellerimizle ayaklarımızla, sanki hala rüyada debelenir gibi değiştirdiğimiz vitesler, basılan gazlar, dur kalklar. Asfalt yollar boyu akan sabah.

Uykuyla uyanıklık arasında camda birden beliriveren su damlaları… Uykulu sağ el refleksi sileceği çalıştırır ve şimdi camda sağa sola devrilen silecek sanki sana el sallar gibi. Hey! Buraya bak yağmur yağıyor! Hey! Buraya bak yağmur yağıyor! Hey…

Ama sadece birkaç dakika…

Dudağımda çıkmadan kuruyan o uçuk gibi kayboluyor yağmur. Arabanın yanı yırtık koltuğunda otururken sakinim. Kendi gündemimdeyim, sıkışık trafikteyim. Şu anda gözümün alabildiğince uzanan, oyuncak arabalar dizili upuzun bir yolun orta şeridindeki, minik, kırmızı arabanın içindeyim.

Biraz sonra işimdeyim, gücümdeyim.
Sonra evimdeyim, kanepemdeyim.
Sonra yine uykuyla uyanıklık arasında, sabahın tam da burasında, yine arabadayım, trafikteyim.

ANONS: Ayça Şen haftaiçi her sabah 07–10 arasında 99,4’te test yayınında. Kendisini kimse dinlemiyor zannetse de, takipteyim.
Hatta bunu kanıtlayabilirim, zira jenerik akarken söylediği şarkıyı ezberledim:

Yedide başlar, onda biter
Yumurta haşlar, işe gider.
Ayçaşenbaşkanpusu, Ayçaşenbaşkanpusu
Dinlemeyenler pişman şimdi
Çok yiyenler şişman şimdi
Ayçaşenbaşkanpusu, Ayçaşenbaşkanpusuğğğ

Takip mesafenizi koruyun, Margotto hayırlı yolculuklar diler.

Yorumlar

5 Responses to “Sakin”

  1. dgül
    Eylül 12th, 2008 @ 07:49

    Ben hep “seni” takipteyim canım Margot, ne güzel bir neşeli serinlik koptu geldi senin oralardan buralara, “Hey! Buraya bak yağmur yağıyor!” sesleriyle…
    Ayça Şen’in programını dinleyememiştim maalesef ama dinlenecektir artık, şirin sözlü şarkısıyla…
    Mutlu, hatta “kararında” yağmur dolu bir hafta sonu diliyor ve seni öpüyorum…

  2. şule
    Eylül 17th, 2008 @ 10:17

    ayca sen’in her sabah baglandigi diyetisyenden once caldigi muzik de cok hos. hani “kahvalti edesim yok, bir poaca yeter” diye baslayan :)

  3. celerone
    Eylül 19th, 2008 @ 12:08

    Sevgili Komşum,

    Aynı senin gibi sıkışık trafikte yarı uyanık, hayatımın nasıl da hızlı geçip gittiğine şaşıyorum. Sabahları Ayça Şen beni de uyandırıyor. Merak ediyorum, gerçekten Carlos söylediği kadar çirkin mi?

    Yazı atölyesi bilgin için teşekkür ederim bu arada. Tam da düşündüğüm gibi. Beni yazmaya yakınlaştıracağına uzaklaştırır diye korktum şimdilik.

    Sevgiler,

  4. dgül
    Eylül 23rd, 2008 @ 01:55

    Havalar serinledi, yoksa yine hasta filan mı oldun diye endişelendim Margot’cugum, insallah yanılıyorumdur tabii ki.
    (Sormaya utanıyorum aslında, kendimi annen sanıyormusum gibi oldu ya, kusuruma bakmazsın sen benim…)
    Kendine dikkat et gercekten de, tam virüslerin el ayak olduğu zamanlar bunlar.
    Sevgilerimle…

  5. Margot
    Eylül 23rd, 2008 @ 02:22

    Sevgili Dgül,
    Aslında ben utanıyorum yorumlarınıza bir türlü cevap yazamadım. Aslında sen beni ciğerimden tanıyorsun ve biliyorsun ki bu ciğerler bronşite meyillidir! Evet canım, pazar günü kuyruğu titrettim biraz ama bugün daha iyiceyim. Bu kadar düşünceli komşularım var ben oturup iki satır cevap yazamıyorum, ben utanıyorum asıl! :(

    Neden bilmiyorum bu aralar içimde bir sıkıntı var, nereden peydah oldu, neden beni yazmaktan alıkoyuyor bilmiyorum…Umarım çabuk geçer zira sanki böyle yaşar gibi yapıyorum. Hayat yazmaktan ve yazabilmeyi beklemekten ibaret değil aslında ama bu duygu ciğerime bronşit gibi yapışmış. Yazınca nefes aldırıyor, yazmayınca yakıyor.

    Sevgiler Dgülüm.

    Şulecim,
    Nasıldı o şarkı?
    Kahvaltıya vakit yokkk
    Bir poğaça aldımmm
    Günde yüz kalorideeen
    Yüzotuzaa dayandımm :)
    Böyle bir şeydi tam olmasa da :)

    Laf aramızda o kahvaltıya vakit yok poğaçaları bana da bir kaç kilo aldırdı. Hemen kestim onları hemen hemenn!! :)

    Celerone,
    Yok canım değil. Sebati Karakurt asıl ismi, kesin gazetelerde yaptığı haberlerin yanında resmini falan görmüşsündür :)

    Yazı atölyesi dedin de benimki bayramdan sonra başlıyor, aslında bu kitap atölyesi daha çok. Ve bayramdan sonraya bir sürü okumam gereken kitap var. Ondan elime yapışık geziyorum kitaplarla.
    Yazı atölyelerinin daha çok öğretenini seçmeye bak derim ben, yani cümle çözümletenini, kurgu öğretenini vs. Yoksa yazın gelin beraber okuyalım diyorsa kaç! Hemen hızlıca kaç!!

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama