Bulutlara tutunmuş umutlar ve küçük bir hanımefendi

Tarih| Eylül 25, 2008 | 15 Comments

Dün akşam yediğimiz peynirli böreğin içinde, bütün cahil ve hoyratça davranışlarıma cansiperane göğüs gerip toprağını yarıp, saksısından fırlamış maydonozlar vardı.
Neredeyse alçakgönüllü maydonozlar diyeceğim onlara romantiklik dozunu arttırarak.

Hoş, mutfak masasının kırmızı beyaz pötikareli örtüsü varken, saksıda maydonoz yetiştirmişken, otuz yaşından sonra her gece ılık süt içme ve yatmadan önce kitap okuma huyu edinmişken, bakıyorum da benim hayatım romantik olmuş. Varsın maydonozlar da alçak gönüllü olsun. Değil mi Virginia?


Küçük hanımefendinin edebiyat atölyesine katıldım. Virginia ile orada tanıştık. ‘Kendine ait bir oda’, hanımefendiler olarak başucu kitabımız olduğundan, kitabı yatağımın yanındaki beyaz şifonyerin üzerine, ılık sütümün yanına koymamla başladı herşey. Böylece hergece Virginia ile sohbet etmeye başladık. Ağzını açar açmaz, ‘kendine ait bir odan, bir de kendine yetecek kadar kazancın olsun ancak ondan sonra yazmaya başlayabilirsin’ deyiverdi. İlk şartın bunlar mı? Dedim. Evet, dedi, neden öyle olduğunu anlatayım. İşte son birkaç gündür kendisiyle neden öyle olduğunu konuşuyorduk. Taa ki bu gece sütle aynı anda kitabın da bittiğini fark edinceye kadar.

Siyah beyaz yazılarla dolu bir kargo dergisinin iç sayfalarıyla kapladığım kitap kucağımda, yatakta öylece oturdum. Yorgana sarıldım, içimden ‘yeni bir kitaba başlamak için çok geç’ dedim. Dediklerini düşünerek uyudum.

‘Kafamı yokladığımda, arkadaşlık etmek, eşit olmak ve dünyayı daha önce sonuçlara vardıracak biçimde etkilemekle ilgili düşüncelere rastlamıyorum. Kısaca ve açıkça, kişinin olduğu gibi görünmesinin herşeyden daha üstün sayılacağını söylüyorum. Coşturucu bir biçimde söylemesini bilseydim, başkalarını etkileme düşleri kurmayın derdim. Her şeyi kendi içinde olduğu gibi düşünün.’
Sabah kalktığımda börek fırın tepsisine yapışmıştı. Bir dilim kesip ofisteki sabah kahvaltımda yemek için paketledim. Bir torbaya yeşil bir elma koydum. Beslenmemi hazır ettikten sonra aynanın karşısına geçtim, dağılmış bir kuş yuvasını andıran saçlarımı açtım ve taramaya başladım, daha sonra açınca yine bukleli olsunlar diye topuz yapmaya koyuldum. Aynadan, küvetin kıyısına oturmuş sanki topuz yapmayı öğrenmek ister gibi dikkatle beni seyreden Colin’e göz kırptım ve güldüm. Evden çıkmadan şifonyerin üzerinden size bunları yazmam için gerekli olacak kitabı alıp çantama attım, tam o sırada bu aynadaki kadına gözüm takıldı. Saçları aynı Virginia’nınkiler gibi gevşek bir topuz halinde toplanmıştı, neredeyse tıpatıp…

‘Günün derisi çukura atıldığında geriye kalan budur; geçmişten, sevgilerimizden ve nefretlerimizden de geri kalan budur. Bence yazarın, gerçeklik karşısında öbür insanlardan daha çok yaşama olasılığı vardır.’

Uğraşsam olamayacak bir tesadüftü bu ve benim bu yazıyı bir kadının yapacağı gibi coşkulu, heyecanlı ve romantik yani tam da dağınık bir topuz gibi bitirmemde pek bir işime yaradı.

Yorumlar

15 Responses to “Bulutlara tutunmuş umutlar ve küçük bir hanımefendi”

  1. ışıl ışıl
    Eylül 25th, 2008 @ 13:45

    Ah sevgili Margot, ne kadar özlemişim.

  2. Sibel
    Eylül 26th, 2008 @ 07:49

    Margotcuğum, saçlarım aynı model topludur çoğu kez ve Virginia’nın sözleri kitabı okuduğum üniversite yıllarımdan beri hep aklımdadır. Atölye beni de çok heyecanlandırdı desem? Gelişmeleri merakla bekliyor olacağım. Bu arada, Saatler’i izlemiş miydin? Konuyla pek bağlantılı geldi bana. Nefis bir filmdir, kitabı da güzel, tavsiye..

  3. Margot
    Eylül 26th, 2008 @ 08:01

    Işıl Işılım,
    Özlendiğini duymak da çok güzel. Malesef ben son zamanlarda düzenli yazan komşularım gibi olamadım ama yok yazmıyorum artık da diyemedim. Bakalım inşallah daha sık görüşürüz artık!

    Sibelcim,
    Evet ben de heyecanlıyım :)
    Saatleri seyretmez miyim, en sevdiğim filmlerdendir hatta. Listede bir Virginia kitabı daha var, arada bir film molası da güzel olabilir :)

    Güzel bir kış başlangıcı olsun hepimize, kitaplı, kahveli, muhabbetli…

  4. fullhouse
    Eylül 26th, 2008 @ 11:41

    iyi bayramlaaaaaarr….

  5. dgül
    Eylül 27th, 2008 @ 14:39

    Yine kıpır kıpır yazın Margot, hele bu atölye olayı; iyice artırdı benim heyecanımı… bir de diyorum ki o topuzlu (isterse kus yuvası olsun yine) halinle bir kare de, su yanda yer alsa…
    Gönlün istedikce yaz Margot’cugum, iyi ki yazıyorsun, muhtesem yazıyorsun…
    Mutluluk dolu bir bayram diliyorum sana, Yamyam’a ve de Colin’e; anneciginin + anneanneciginin de bayramını kutlar hürmetle ellerinden öperim…
    Sevgilerimle…

  6. Margot
    Eylül 27th, 2008 @ 15:33

    İyi Bayramlar Fullhouse!

    Dgülüm,

    Saçlar o şekil nasıl oldu bimiyorum inan, hani bazen kırk saat uğraşırsın olmaz, şöyle bir kıvırırsın oluverir ya… O hesap :)
    Teşekkür ederizz, biz de sana ailece iyi bayramlar diliyoruz! Selamlar, sevgiler!

  7. TUĞBA'NIN DÜNYASI
    Eylül 28th, 2008 @ 07:25

    Merhaba yeniden;
    yazın içimi doldurdu yine. Okumak iyi geldi.Her zaman olduğu gibi. Yazılarını kelimelerini özlüyorum yazmadığında.Saatler ben de çok iz bırakmıştır en kıymetlilerimdendir.Kendine ait bir odayı okumamıştım ilk işim onu edinmek ve ılık süt eşliğinde okumak olacak.geceleri ılık süt ile uyumak güzel rüyalar görmemde bire bir dir..Sevgiler sana.

  8. Margot
    Eylül 29th, 2008 @ 04:45

    Merhaba Tuğba,
    Mutlu okumalar sana ve iyi bayramlar! :)

  9. evren
    Eylül 29th, 2008 @ 05:01

    Maydonozların cansiperane savaşarak börekte yer alabilmeleri güzel haber. Belki de sen gönülsüz bir yeşil parmaksın. Benim saçlarım ne kadar uzarsa uzasın öyle gevşek ve romantik bir topuz yapılmaya direnirler. Bazen yazılarımı nasıl bitireceğimi bilememem bundan belki de… Güzel ve iç açan bir yazıydı, sağol.

  10. Demet
    Ekim 1st, 2008 @ 04:23

    icinden kitaplar ve yazarlar gecen yazilar ne guzel, ne okunasi oluyor. Ha bir de kediler… :)

  11. Margot
    Ekim 3rd, 2008 @ 03:01

    Merhaba Evren,
    Ben kesinlikle acemi bir yeşil parmağım! Maydonozların bunca ihmalime rağmen delip çıkmaları kesinlikle takdire şayan. Bir dahaki sefere saksıya böyle sıkış tepiş değil de rahat edebilecekleri gibi geniş geniş serpmeliyim tohumları mesela :)
    Galata kulesi’nin dibinden Walden Gölcüğü kıyılarına selamlar!

    Hoşgeldin Demet,
    Kitapları ve kedileri seven bir komşu daha :) Güzel kitaplar ve uslu kediler (!) olsun ama mümkünse!

    Selamlar!

  12. Tijen
    Ekim 9th, 2008 @ 09:35

    Sonra neler yazdın?

  13. Oya Kayacan
    Ekim 12th, 2008 @ 01:40

    Curiosity killed the cat…

  14. nur
    Ekim 13th, 2008 @ 13:13

    pişt…aloo…margot bir ki ses… brek brek …e özledik yaw…

  15. Margot
    Ekim 14th, 2008 @ 06:26

    Tijen ve Oya Hanımefendilerin bana arasıra uğraması kadar sevindirici bir şey olamaz! Bunu bilir bunu söylerim!

    Nur’cum,
    Evdeki internet nanay oldu. İştekini de şahsi tutkularım uğruna kullanmaya çekindim. Ama ne zamana kadar? değil mi ama :) Bugün yeni bir şeyler çızıktırdım. Lütfen bana ralli hızında internetler olsun artık!!

    Hepinize sevgiler!

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama