MARGOTTO

Merhaba Sevgili Beyaz Sayfa,

Tarih| Mayıs 20, 2009 | 16 Comments

Aslında seni kendi iradem ile açabilmiş olmayı isterdim fakat kozmik güçler benim basiretsizliğimden illallah getirip duruma el koydular.

Ve bir öğleden sonra beni çağırıp dediler ki, al işte biz senin adına açmış bulunuyoruz bunu. Artık şikâyet ettiğini duymayalım.

Ve ben artık çalışmıyorum. Elveda ofis! Son yazımı da gayet saf duygularla yazmıştım. Malum oldu belki de. Şimdi evde, ağlayan çocuğun eline tutuşturulan şekere baktığı gibi karışık duygularla bakıyorum saf beyaz bu sayfaya. Ağlasam mı gülsem mi bilemeyerek… Karışık duygular içindeyim. Heyecan kolâjlarının bini bir para içimde bir yerlerde…

Şimdi neler olacak? Gerçeğin katlanarak tam o an söylemeyi hayal ettiğiniz cümlenin üzerine denk gelmesi durumunda ne olacak? Kıvrılan gerçek benim laflarımın üzerine tıpatıp uyacak mı? Yoksa benim laflarım havada mı kalacak? Senelerdir yazılan o ukalalıklar, bilmişlikler utanarak boyunlarını bükecek ve haddini bilmezlik olarak mı kalacaklar? Buna izin vermemeliyim. Kozmik güçler benimle yine oyun oynuyor. Konuştuklarını gerçek yapalım, bakalım bu gerçeğe dayanabilecek mi diye bahse tutuşmuşlar aralarında. Şimdi bir köşeden bana bakarak gülümsüyorlar. Tamam! Ne dediğinizi gayet iyi anlıyorum. İlk başlarda biraz şaşırdım o kadar! Kendime gelmem uzun sürmeyecektir…

Buralarda bir yerlerde olmalıyım işte. Satır aralarında bir yerlerde. Bütün o olası hayallerin arkasına gizlenmiş, gizlendiği yerde uyumuş kalmış olmalıyım. Şimdi tek yapmam gereken onu bulmak. Onu bulmak ve uyandırmak… Belki beni ilk gördüğünde rüya sanacak. ( O kadar uzun zaman rüyalarla kandırırsan çocuğu olacağı budur!) Muhakemesi zayıflamıştır belki, idraki yavaşlamıştır seneler içinde. Ama eninde sonunda beni tanıyacak ve biz… Sarılacağız.

Belki ararken önce biraz kaybolacağım. Yanlış yerlere bakabilirim hayat acemiliğim sayesinde. Durgunluk ve durağanlığa alıştırılmış biri olarak onca hengâmenin içinde. Birden bire gerçek durgunlukla burun buruna gelince belki elim ayağım buz kesecek, uyuşacak önce. Yalpalayacağım. Ama içimde bir yerlerde bir pusula olması gerek. Akşamları uyumadan önce baktığınız ve gece rüyanızda görmek istediğiniz yerleri gösteren bir pusula işte. Belki herkesin çok derinde, duygularla, ilmeklerle, örümcek ağlarıyla kapladığı, unuttuğu; Gizli Pusula.

İşsizliği bir işe dönüştürmeden önce onu bulmalıyım. Ne yana döneceğimi bana göstersin diye. Zira içimde bir her şeyi bilmiş bitirmiş bir taraf var bir de hiçbir şey bilmediğini söyleyen taraf. Ne yana döneceğim, onu kestirebilmek için pusulamı bulup onu cebime koymam lazım önce.

Araştırma seferlerine başlangıç da öyle ha deyince olmuyor. İnsanın üzerine bir atalet çöküyor önce. Bahanelere sarılıp sarmalanıp öylece oturmak daha tatlı geliyor ilk başlarda. Bir şeyin zamanını beklemekle geçirdiğin zamanlardan (!) yeni çıkmışsın daha neyin zamanını bekliyorsun bre gafil! Diye kendini sarsman bile eğer gafil isen zaman alıyor!  İşte öyledir, böyledir, yan yattım çamura battım, bütün bu lafların sonuna gelmiş gibi yazıyorum bunları böylece biline.

Yüzdüm yüzdüm kuyruğuna geldim, oradan bildiriyorum. Buradan bakınca engin bir deniz gibi serili duruyor önümde yazılacaklar. Yaz sabahları denizin olduğu gibi sonsuz ve kıpırtısız bir çarşaf gibi duruyorlar ufuk çizgisine kadar.  Kaç yaprak kaldı elimizde bilmiyorum, bundan sonrası için belirsizliklerle dolu bir mis sabaha uyandığımı varsayıyorum sadece. Zira elimdeki, aklımdaki, biriktirdiğim tüm o taşlar kıpırdansın istiyorum artık. Eteklerim dolu olsa da, zar olsa da zor olsa da artık, kalkıp denize doğru yürüyeyim. İstiyorum.

Yorumlar

16 Responses to “Merhaba Sevgili Beyaz Sayfa,”

  1. nur
    Mayıs 20th, 2009 @ 04:17

    selamlar…margot inanırmısın bu sanırım herkesde böyle oluyor ,bundan kastım içine malum olma durumu…sonucunun getirisini bilemeden içimizde susmayan cırcır böceğinden bahsediyorum…bu cırcır böceği sülalesi mensubu üye benim içimde de var…ve birtürlü susmuyor…tamam ne kadar kendimizce gerçek haklılık payımız olsada anlayamadığım neden arıza çıkaracak durumlar düşünceden şıp diye gerçeğe dönüyorda, küçücük şahane hayaller içimizde katmarlenerek belki’delerle hop içimize yumak gibi yer yapıp kalı veriyor…anahtarlarımı var bu yumak ailesinin bizim bulamadığımız …çözemedim – bilemedim…düşüncelerimizede yön veremeyiz ki şşt dur bakıyım desekte durmuyor düşü veriyor akıl ortasına şap diye..hop gerçek olmuş…belki çok şahane şeylere az kalmıştır kim bilir …sana hangi kelimeyi söylemeliyim bilmiyorum…çok uzattım …her şerde bi hayır vardır…doğan gün güzellik getirsin işallah hepimize sevgilerimle…nur

  2. misirc
    Mayıs 20th, 2009 @ 07:23

    margot, herşey cok güzel olcak, ohh be diyeceksin, iyi kiii :) )

  3. Demet
    Mayıs 20th, 2009 @ 13:55

    Bence de her şey çok güzel olacak, İstiklal’e çık yaz geldi ya kestane yerine erik ya da mısır al eline gir bir filme (melekler&şeytanlar mesela), çıkışta da yürüyerek in Beşiktaşa ve denize doğru yürü, ne iyi demişsin :) Uzaklara bak, derin nefesler al, her şey olacağına varır.
    Sevgiler Margot

  4. elektra
    Mayıs 20th, 2009 @ 14:40

    margotto, her değişim alışkanlıkların değişmesini talep ettiği için zorlar adamı. ama insanın kumaşı nasıl bir esnek kumaşsa, hemen yeni durumun şeklini alıp sanki bir önceki hal hiç olmamışa evrilebiliyor. hem de denize de cup diye girebiliyor falan:) sevgiler, iyilikler dilerim sana yeni yaşamında:)

  5. margot
    Mayıs 21st, 2009 @ 01:11

    Sevgili Elektra,
    Alışkanlıklarımın değişmesinden hiç şikayetçi değilim. Sadece biraz şaşkınım onların yerine koyacaklarım konusunda. Olasılıklar o kadar çok ve o kadar çeşitli gibi görünüyor ki, yeni hayatı hangi parçaları birbirine tutturup oluştursam bilmiyorum. Deniz mevsiminin açılması da insanı rehavete sürüklemiyor değil hani :)
    Teşekkür ederim güzel dileklerin için.

  6. margot
    Mayıs 21st, 2009 @ 01:17

    Demet’cim,
    Ben senin programını tersten uyguladım sanırım. Önce Kabataş’a indim. Orda sahilde bir masa sandalye buldum oturdum. Karşıda koskoca deniz, yüzüme vuran iyot kokusu. Manzarada da şunlar var; Kızkulesi , Haydarpaşa, sonra Topkapı sarayı ve bu fonunun önünde nazlı nazlı süzülen Şehir Hatları Vapurları… Radikal’in kitap ekini satır satır okuyabildiğim ilk cuma günümdü. Pek hoşuma gitti :) Melekler ve Şeytanlar kitabını okumuştum, filmine dayanabilir miyim bilmiyorum açıkçası. Bir de Tom Hanks unsuru var tabii beni filmden buz gibi soğutan :) Coraline’in Gizli Dünyası’nı seyrettim en son. Çok tuhaf ama çok usta işi bir animasyon :)

  7. margot
    Mayıs 21st, 2009 @ 01:19

    Mısırcım,
    Sağol, zaman geçtikçe öyle diyeceğimi ben de kalpten umuyorum şu anda :)

  8. margot
    Mayıs 21st, 2009 @ 01:22

    Nur’cum,
    Bu sefer saatine denk geldi! Bir önceki yazıyı okumuşlar işte. Yok ben inanmıyorum arızaların o kadar çabuk gerçeğe dönüştüğüne. Sabit fikre dönüştürmez isen kafandakini öyle pat diye olacağı pek yok diyorum içimden. Bak bu sabit fikre ( ne işim var benim buralarda, hayat dışarda dönüp dururken fikri) ben neredeyse dört senedir yazı adıyorum. Mum yakıyorum. Kısmet bugüneymiş :) Hayırlı bir kısmettir inşallah ne diyeyim. Sevgilerimle.

  9. paNDuf
    Mayıs 21st, 2009 @ 08:54

    Sevgili Margotçum,
    Şaşırdım okuduklarıma ama bir o kadarda sevindim…
    Senin zaten binlerce acil eylem planın vardır eminim..
    Şimdi sıra sıra yaparsın hepsini bahar sonu yazın başı demeden…
    Ancak senden tek ve önemli bir rica; öyle sergiydi festivaldi birşeyler varsa bildiğin gelecek için noolur gıttıkten sonra değil gitmeden not düş bembeyaz sayfalara.. inanırmısın nasıl üzülüyorum sonra kaçırınca..
    Şişmesin vallahi bi yerlerimiz.. :)

    Öpüyorum yanacıklarından ;)

    paNDuf

    NOT: bu aralar herkese soruyorum istanbulda gitmekten hoşlandığı gizli mekanları.. tadı, manzarası, sohbeti damagında kalan..
    Vardır sende de kim bilir neler???

  10. opethmania
    Mayıs 22nd, 2009 @ 05:53

    bazı şeyleri bende senin gibi sakinlikle soğuk kanlı ve pozitif karşılayabilseydim keşke…ama merak etme örnek almaya çalışıyorum…
    sana her daim iyilikler dilerim…

  11. dgül
    Mayıs 24th, 2009 @ 07:08

    Margot’cuğum, hani deriz ya çok sevdiklerimize; “Allah gönlüne göre versin” diye, galiba öyle oldu, Allah gönlüne göre verdi senin ve diliyorum ki bundan sonra da hep gönlüne göre versin…
    Seçeneğinin çokluğu ne güzel be Margot, eminim gizli pusulan çoktan işaret etmeye başlamıştır sana bir-şeyleri/yerleri…
    Herşey çok güzel olacak senin için; biliyor ve inanıyorum…
    Kocaman sarıldım sana, kucağımdaki sevgilerimle… Üzüntü, senden uzak olsun…

  12. margot
    Mayıs 25th, 2009 @ 00:51

    Sevgili Panduf,
    En son bir yapılacaklar, okunacaklar, gidilecekler derken bir sürü liste yapmam gerektiğini fark ettim! Tabii Margotto’yu da fırsattan istifade fazla ihmal etmemeye çalışacağım. Elimden geldiğince, içimi dökerek değil artık içimi açarak yaşamak istiyorum. Bu listelerin bir kısmını da buradan paylaşacağım, hoşa giden, makbule geçen olur ise ne mutlu bana :)
    Ben de öperim!

  13. margot
    Mayıs 25th, 2009 @ 00:57

    opethmania,
    hayatımdaki her karşılaşmanın soğukkanlı ve pozitif olduğunu iddia edemeyeceğim :) ama gel gör ki bu seferki çok hazırlanılmış ve beklenilmiş bir karşılaşma oldu. ondan belki bunu bir istisna olarak da sayabiliriz. Genel olarak da olumlu bir insan olmak gibi bir çabam var, işlerin böyle daha kolay ve keyifli olduğunu geç de olsa keşfetmiş biriyim. Ben de sana her daim iyilikler dilerim, zamanla pozitif şırıngalar kanına girecektir merak etmeyesin :)

  14. margot
    Mayıs 25th, 2009 @ 01:04

    Sevgili Dgülüm,
    Çok teşekkür ederim bu güzel dileğin için. Bunu hepimiz için dilerim ben, herkesin gönlünde hayalini taşıdığı her ne güzellik varsa tez zamanda gelsin onu bulsun derim :)
    Seçeneklerin çokluğu, bekleme zamanının uzunluğu ile doğru orantılı sanırım gülüm. Bunca zamandır geldim gittim bir çaput bağladım, dallar artık sallandı ağırlıktan :) Bence dileği olan herkes onu içinde bir yere bağlasın, bağlasın ki hiçbiri uçup gitmesin.

  15. Basak
    Mayıs 25th, 2009 @ 02:46

    Geçmiş olsun, yeni bir hayatın başlangıcı ve eminim hayırlı olacak… Bazen bizim yapmamız gerektiğini gayet iyi bildiğimiz ama sinsi alışkanlıklar nedeniyle hep ertelediğimiz şeyleri evrenin güçleri bizim adımıza yapıyor. Onlar bizim için en iyisinin ne olduğunu daha iyi biliyor sanırım:) Tam da yaz gelirken olması, pozitif şırınga olmuş bence…

  16. Demet
    Mayıs 25th, 2009 @ 05:05

    Melekler&Seytanlar’in ben de kitabini okumustum. Ayni tadi vermesi mumkun degil tabi, ve o kitabin ince ince filme cekilebilmesi de mumkun degil. Eksigi coktu elbet de yine de ete kemige burunmus olmasi benim icin heyecan vericiydi. Camerlengo icin hayal ettigime cok yakin bir oyuncu secilmesi benim icin surpriz oldu..
    Tom Hanks’i severim ben sen sevmez misin? :)

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama