Çay için keyfi liste…

Tarih| Mayıs 25, 2009 | 21 Comments

Kırmızı kapağında siyah kargalar ve onların ayak izleri bulunan cep ajandamı bu kadar çabuk kullanmaya başlayacağımı söyleseler inanmazdım!

Her ne kadar günlük yazım alanı dar ve sadece başlık atmaya müsaade eder bir defter olsa da, kendimce mühim tarihlerimi not düşecek bir takvime ne kadar da ihtiyacım varmış meğer. Ama bu her ne kadar lüzumlu olsa da maalesef yeterli değil!

Bana liste yapacak beyaz uzun sayfalar lazım. Bu sayfaların bu güzel havalarda dışarı asılan çamaşırlar gibi Margotto’nun balkonuna asılması ve gelen giden komşunun bu listelere göz atması da iyi bir fikir gibi geldi bana. Bilmem siz ne dersiniz?

blogger-ve-tavanarasi-0411

Bu güzel havalarda benim en sevdiğim şey şehrin sevdiğim bir köşesine oturup çay içmektir!  İnce belli bir bardak çay da Hababam Sınıfı şarkısının hem sevinçli hem hüzünlü çalınabilmesi gibi, hem kışın hem yazın mevsimin en güzel ve keyifli içeceği olmayı her daim becerir! Kışın kasvetini alır, yazın hararetini. Onu kışın içeride, onun buharına karışarak içmek güzeldir, yazın dışarıda bahçesine oturarak. İşte bu yüzdendir ki balkona astığım ilk sayfada sanki ezberden söylenen ilk şarkı gibi, çay içmeyi sevdiğim yerlerin olması doğaldır. 

* Beyoğlu Tünel’deki Gramofon Simit Sarayı oldu beri, ben oradan bu yeni mekâna bakmamaya çalışarak geçerdim. Gramofon’un anılarına ihanet etmeyeyim diye Simit Sarayı’nın sandalyelerine uzun zaman itibar etmedim. Ta ki bu hafta sonuna kadar… Tünel’lin çıkışına sığınmış amcadan gazetelerimi aldım ve nedense iki adım yürüyecek mecalim kalmamış gibi ilişecek yer aradım. Simit Sarayı’nın sokağa taşmış sandalyeleri gel gel yaptı. Bu sefer karşı koyamadım. Oturunca da kalkamadım. Ve anladım ki ben Gramofon’dan çok o noktayı severmişim. Gidip gelip, bellediği aynı noktaya postu seren Colin Kazım gibi ben de meğer o küçük meydanın tam o noktasına meyledermişim! Tünel meydancığının tam bu noktasında çaylar güzel, tatları bir tiryakiyi memnun eder diyebilirim. Buraya akşamüzeri hatta tam beşte oturmanızı tavsiye ederim.Havuçlu cevizli kurabiye de aklınızın bir köşesinde olsun, tatlı gelebilir…

Kalabalıktan bir an çıkıp onu seyretmek isterseniz, bundan güzel bir mevzilenme olamaz benim için.

* Efendim, bu cenahlarda bir yer daha var, bilen bilir. Kulenin dibi! O kule nedense bende eteğine kıvrılma, dizinin dibinden ayrılmama, sırtını ona verme ve gerisini boş verme gibi karmaşık duygular yaratır. Ondandır etrafında dönüp durmalarım saymakla bitmez. Buralarda en çay içilesi yer tabi tam manasıyla kulenin dibidir. Çardağın altındaki tahta masalarda oturup çay içmek gibisi yoktur, etrafta dalınacak şey çoktur. Öğlen akşama kavuşurken yaygaracı kuşlar geçer gökyüzünden, ikindi ezanıyla kulenin dibine yatmış köpek çeteleri uyanır ve ulumaya başlar. Bu köşede sanki zaman sadece burada akıyor gibi bir hisse kapılabilirsiniz ve nedense burada dalınan muhabbetler sanki kendiliğinden tatlı olur. (Ara sokaklardaki antikacı hanımlardan bahsetmeliyim bir de size, müsait bir vakitte!)

* Bu listenin üçüncü sandalyesi Kabataş’ta… İstanbul’da çay içtiğinize sizi ikna edecek bu kadar kabiliyetli bir başka sandalye belki yoktur. Kabataş İskelesi’nden Tophane tarafına yürürken sahilde birkaç tane çay bahçesi zaten hemen takılır göze. Bunlardan benim sevdiğim İskele’den sonra ikinci çay bahçesidir. Sırtını çimene dayamış olan.  Buraya günlük gazetenizi alıp, tercihen yalnız gidin. Şehri dinlemek için, ona bakmak için, burada yaşadığınızı hissetmek için gidin. Manzara zaten sizi kapıverir başka bir şeye lüzum kalmaz. Deniz güzel bir günündeyse burnunuza her nefeste mis gibi bir koku yollar. Vapurlar göz hizasından salına salına geçer. Uzakta Topkapı Sarayı hala bir binbirgecemasalı gibi durmaktadır. Martıları da kattınız mı her şey tastamam olur. Hafıza tazelenir. İstanbul manzarası yüzünüze gözünüze bulaşır. Sandalyede kaykılırsınız, zaman nasıl geçer, anlamadan.

Dip balıkları:

* Balkona gelip gidip bir çay sandalyesi daha eklediğim olacak gibi bir his var içimde. Ama şimdilik üç sandalyeyle yetiniyorum.

Yorumlar

21 Responses to “Çay için keyfi liste…”

  1. Demet
    Mayıs 25th, 2009 @ 05:33

    Kulenin dibindeki benim de en sevdigim :) Bir de Ortakoy’de deniz kenarindaki banklari severim erken saatlerde.

  2. opethmania
    Mayıs 25th, 2009 @ 06:32

    Kabataş unutulur mu ya?Bir de bi düzeltme yapmak istiyorum o oyuncu “Colin Kazım” değil de “İbrahim Üzülmez” olcaktı…

  3. lula
    Mayıs 25th, 2009 @ 10:55

    danışman geçidindeki çay ocağını da ben tavsiye edeyim.

  4. Işın
    Mayıs 25th, 2009 @ 13:18

    Yine içimi açtı bu blogu okumak. Çayı çok severim, İstanbul’u daha da çok. İstanbul’da çay içecek köşeler bitmez tükenmez,
    aylarca gezip bir kitap bile yazabilir insan.
    Şu güzel mevsimde sokaklarda dolaşabildiğin için çok şanslısın. Arada bir böyle ara vermek iyidir. Tadını çıkarmaya bak.

    Karşıya geçersen Moda, Kuzguncuk, Çengelköy de var unutma.

  5. kekvekahve
    Mayıs 26th, 2009 @ 02:11

    kule dibinde yukarıda o büyükçe kahve olmadan önce bir kış günü en dipteki küçük kahveye sığınmışlığım var. o gün bugün severim kulenin dibini.
    ama gramofonunun yerinin simit sarayı olduğunu tam da şimdi senden duydum. o kadar olmuş mu tünele gitmeyeli.o nokta beni de hep çekerdi, oturur bakardım istiklalin sakince, serince ve bence en güzel noktasına. ben de gramofondan bilirdim, değilmiymiş, o noktamıymış insanı çeken sahiden?
    girip çıkıp balkona, yazmaya devam et sen çay içilen mekanları, daha da güzelleşiyorlar senin gözünden.

  6. Oya Kayacan
    Mayıs 27th, 2009 @ 03:05

    “Avrupa yakası çaylarını özledim mi acaba?” deyip Bebek Kahve’nin konfor koltuklarına yayıldım. Haftanın içinde bir gün, her yer marka, her yer artiz, herkes telefonda… Canını yerim Anadolu’mun kahvelerinin. İnsan mozayiği çeker beni önce, arkasında bi dolu vagon taşır, çeker de çeker…

  7. reality
    Haziran 2nd, 2009 @ 16:45

    Kadıköy İskele çay bahçesi şimdi olmuş yemekhane.Makarna bile var!..İskelenin 2.katı
    hazmetmek için ideal.Güzel sergiler,resimler…
    Çayın rengi tavşan kanı…Kanlıca yoğurt unutulmuş,İstanbul güzeldir Margot.Yamyam’a
    selam,huzur buluyorum sitende Margot.:)

  8. weli
    Haziran 10th, 2009 @ 09:17

    selam. yazilarin zevkle okunuyor. uzaktan bakinca kucuk cirpinislar gibi gorunuyor. icte ise hirsli bir egon var. profesyonel hayattaki isinde basarili olmak icin ne gerekiyor ise yaparsin gibi gorunuyor fakat bir sekilde olmamis. is hayati hakkindaki serzenis yazilarin aslinda o hayati ne kadar ciddiye aldigini ve asildigini gosteriyor, yazilarinin tam tersine. isi birakman sayesinde yazarlik gomlegini giymemek icin bir mazeretin kalmadi. lakin kumas bu kadar daha fazlasi ne yazik ki yok. belki de takmiyorsun ama lutfen Betty Blue gibi sardirma cunku FIKIR yaratmak oyle kolay degil hele kumas yetmiyorsa. selamlar.

  9. lilian
    Haziran 12th, 2009 @ 07:02

    terlik!

  10. nur
    Haziran 14th, 2009 @ 05:35

    …nerelere gitti bu hatun yaw…margoooot tık tık tık evdemisin…nt yok evde.. dip balıkları :ben geldim yoktun ..elimde kahvem huysuz yüzümle tıkladık kapını…emin olmadım aşağıya indim bağırdım tekrar margooot… yok yok olsa çıkardı …biz gidiyoruz şimdilik gelince görüşürüz…haydins hoşçakal..

  11. belgin
    Haziran 14th, 2009 @ 15:23

    Weli,kumas cok geliyor cook.Nerden bilebilirsin
    kumasin binde 999′ünü depoya atmadigini?
    Profesyonellik demissin,ha iste o gün icin
    depoda beklemedigini…Sende bir blog acta
    görelim kac metrelik kumasin var?
    Belgin,Alamanya

  12. nur
    Haziran 15th, 2009 @ 01:34

    …tutayım dedim çenemi ama nt olmadı..belgincim(tanımasamda samimi hissettiğim için–cim eki) burası öyle huzur verici ki …herçeşit kumaştan insan okuyor..weli beyde hint kumaşı olarak aramıza katılmış nedene bilir ki…onu bunu bırakalım da tatlı margotum kayıp …baktım aşağıdan sardunyalar da canlı onları ihmal etmediyse …susma hakkını kullanıp devam ediyor sanırım …sen dinlen margotum …yaw ben margotto dinlenme evi diyordum hep… demek bundan mış huzur buluyoruz ya illa çıkacak bir çıban hey yarebbim …tutamıyorum hala yazıyorum…sn veli bey margot dinlenmede ben bu sayfanın sakini olarak onun top top mt’lerce kumaşa gerek duymadığını sadece içinde ki içten ve samimi duygularını paylaştığını ve hiç bir kumaş fabrikasının veremeyeceği onun güzel sevgi dolu kalbinin yansıttığı zarif ışığı bu sayfada hissediyorum…fikir yaratmak öyle kolay değil demişsiniz evet bu sayfa hakkında size hiçte yaratıcı görünmeyen fikrinizi soran olduğunu sanmıyorum ..çünkü bu sayfa yazarının ve okuyucularının böyle bir derdi yok.. siz donanımınıza, kumaşınıza uygun sayfalar da gezinin …bizim asap ailemizi de boşu boşuna terelelli bir aileye dönüştürmeyin saygılar nur

  13. weli
    Haziran 15th, 2009 @ 08:44

    sn Nur hanim; Margonun, ”top top mt’lerce kumaşa gerek duymadığını, sadece içindeki içten ve samimi duygularını paylastigini” O’nun adina ve kendi dusunceniz olarak soylemissiniz. Onun adina konusma izni aldinizmi bilmiyorum fakat, bu cok tehlikelidir ve bilmeden yazari normallestirmeye calisiyorsunuz. Ben olsam ”icimdeki icten duygulari” yazdigim icin ovulmeyi ancak ilkokuldaki gunlukleri dolduran arkadaslar tarafindan yazilan ovgulerle bir tutabilirim. Bu sekildeki responslari ovgu olarak alabilen bir yazar, ayni sekilde sasirtici olmayan tepkiler verir ve bu sekilde normalin, amiyanenin fasit dairesinde yazilar ortaya cikarabilir. Sasirtmaz, fikir ortaya koymaz, statukonun koynunda huzur dolu bir ”dinlenme evi” olur. Bence bu sayfanin yazarinin ve okuyucularinin tam da bu konuda bir derdi var.

  14. nur
    Haziran 15th, 2009 @ 09:07

    sn veli bey ,ne bu sayfanın ne de yazarının korunmaya yada övülmeye ihtiyacı yoktur…madem okuyucu ve yazardan memnun değilsiniz mausunuzu tıklatmassınız busayfaya olur biter …çözüm bukadar basit..herkes mutlu mesut devam eder …ne siz buraya gelmiş olun nede ben muhatap olmuş olayım…olurmu ..bırakın huzur duydularımız yerinde kalsın…beni anlayamacağınız, içinizde anladığınızı sandığınız duygularınızla buralara da dolanmayın… hepsi bukadar… saygılar *not:ben uzatmayacağım daha fazla …siz kusur kalmam profili yüksek birisiniz görüldüğü üzere yazarsınız bu bakımdan söylüyorum..hoşçakalın

  15. weli
    Haziran 15th, 2009 @ 09:44

    Nur hanim, blog un ve statukonun sahibi gibi konusuyorsunuz. Size hoscakalin. Fakat blogun sahibi yazarin kurmaya calistiginiz faraday kafesi ile bir kavgasi oldugunu hissediyorum, umarim yanilmam. Yazilara olan yorumlarim ise yazarin izin verdigi surece devam edecektir.

  16. YAMYAM
    Haziran 15th, 2009 @ 10:26

    Güzel bir yazı olmuş , beğendim. Satırbaşlarına dikkat!

  17. POYRAZ
    Haziran 16th, 2009 @ 03:55

    Veli Bey,Sizin derdiniz nedir?Bir yazara,yada
    üretmek isteyen bir bloggerı yere çakmakla elinize ne geçecek?
    Üst(?) sınıflardan gelerek,bir
    topluluğun içinde egonuz mu tatmin olacak?Bütün idealistlerin ortak özelliği olan ve
    insanlığın tümünü içermeye yönelen fazlaca görkemli söylem tarzınızla,başka özelliğiniz
    olmayan kabaca incelik arasında gidip gelmeniz,
    tinsel egonuzun vakur duruşu,boş kelimecikleri
    arkasına sığınarak,benliğinizi şişirmeye,tatmin etmeye,sorunlarınızı küçültmeye yarayan o zorlayıcı ispat istenci
    kastediyor yazdıklarınız.Margot düşüncesinin
    devinimlerine uygun bir dinamiktir bu site…
    Burada onu aşağılamanın yanında yorumcularada
    atıfta bulunmanız,kişiliğinizin eksik kalmış
    bir tanrısallaşma örneği olarak uygunsuz,hastalıklı yapınızıda yansıtmakta.
    Bu davranış biçiminiz,içgüdüsel tatminsizliğinizi amaçlamaktan çok,kor bir
    planlama içinizde olduğunuzun gösteregidir.
    Onarılmaz bir yıkıntı halinde,sadecebiçimlerin
    parodisinde yaşayarak,inceliğin koşulu, ve
    yekpareliğini çoktan yitirmişsiniz.Orada bir delate tuşu var,beğenemdiğiniz mailleri siliyorsunuz değil mi?Öyleyese her bloğada enter yapama zorunluluğunuz yok!Asıl yanlışlık
    aşırı dürüstlüktür.Her yalan,,hakikat ve dürüstlüğe övgüler düzer;”BİR DE TERSİNDEN DÜŞÜNÜVER WELİ BEY!!”

    Şimdi yapmanız gereken,başta Margot olmak üzere
    herkesten özür dileyip,mutsuz dünyanıza geri dönmektir.Zamanı geriye dönüştürmenin imkansızlığını bilerek,kendi içkin yasanız gereğince,nesnel bir ahlak ölçütü gereği,özür dilemek veya dilememek sizin elinizde…

  18. POYRAZ
    Haziran 16th, 2009 @ 04:06

    Yanlış anlaşma olmasın bir konuda:

    ”HER YALAN,HAKİKAT VE DÜRÜSTLÜĞE ÖVGÜLER

    DÜZMEZ”

    yanlış yazmışım…

  19. weli
    Haziran 17th, 2009 @ 11:03

    sn Poyraz, beni elestirirken yazdiginiz ”Asıl yanlışlık aşırı dürüstlüktür” cumlesi ile beni asiri durust ilan ettiginiz icin tesekkur ederim.
    Fakat bir motto olarak bu cumleyi inanarak soyluyorsaniz bu blogun okuyuculari ile ayni yerdesiniz cunku okuyucu burada yanlis yapmamak icin durustlukten ne yazikki odun veriyor. Yazarin verdigi bir savas var kendine karsi, yeni hayatlar yasamasi lazim, meydan okumasi lazim. Kendini durtup duran birseyler var onu bulmasi lazim. Ama bu seyler, monoton is, tatiller, birkac ara sokak ve hayati renklendiren ufak seyler arasinda gelip gittikce, okuyucunun “Bunlari ben de yasadim ne guzel anlatmissin” icsellestirmesi ile, yazar tembellige surukleniyor.
    “Asil yanlislik, asiri durustluktur” sloganina inaniyor iseniz once kendinizden ozur dileyin. Cunku eger varliginiz bu inanc cercevesinde olustu ise sizin icin uzgunum.
    Benden ozur dilemenize gerek yoktur.

  20. POYRAZ
    Haziran 18th, 2009 @ 04:46

    sn.Weli yazdığım yorumu sindirerek tekrar
    okumanızı tavsiye ederim.Bazı cümlelerimi
    çarpıtmadan okuyun.Bu siteyi iki yıldır takip
    ediyorum.Margot’un bütün yazılarını okumadığınız kanısındayım.Vaktiniz varsa,göz
    gezdirmenizi şiddetle tavsiye ederim.Herşeyden
    önce dürüst,paylaşımcı,zaman zaman içsel çatışmalarını açıkça yazabilen, ”kalemi çok
    güçlü”, bunlardan da önemlisi,toplumsal konulara duyarlı ve eğitimli;ayrıca verdiği
    mesajları,kalemiyle oynayışı,o ince duyarlı
    yazıları görmek veya görmemek,sağlıklı bir
    background gerektiriyor.Ona ve biz okuyucularına haksızca saldırma güdünüzün neden
    kaynaklandığını aşağı yukarı kestirebiliyorum.
    Sizin meydan okumanız kendinizedir,bizi bağlamaz.O’nun ne korunmaya,ne de savunmaya
    ihtiyacı yok.O sizin gibi,olaya saklandığı sırça köşklerden bakmıyor.O ; sizin küçümsemeye çalıştığınız,ara sokaklardan,adalardan,tatillerden;yani kısaca
    hayatın içinden gelen doğru bir insan.Gerçekler
    çok basittir beyefendi,neden yokuşa vuruyorsun?
    Gerçekler,sokaktan-sıradan hayatlardan başlar.
    Şimdi Margot’un duyarlı yapısını daha fazla
    yıpratmadan-örselemeden,onun ÖZGÜR İRADESİNİ etkileyip,üretkenliğini baltalamadan,ikimiz de
    kaybolalım!Özür dilemenizi kabul ediyorum.

    MARGOT senden de özür dilerim.Haddimi aşarak,
    bu yazıları yazdığım için…Çok iyi biliyorum
    ki;sen gerekli cevapları içinde tutma hakkını
    kullanarak,en güzelini yaptın.Bazen susabilmek
    seninde bildiğin gibi en büyük erdemdir.

  21. Margot
    Haziran 18th, 2009 @ 05:46

    Sevgili Komşular,
    Beğeninizi ya da eleştirilerinizi ifade eden tüm yorumlarınıza teşekkür ederim. Margotto’nun yorumlara açık olmasının sebebi elbette her okuyucunun düşüncesini dilediğince ifade edebilmesine olanak tanımaktır. Fakat diğer yandan Margotto benim günlüğüm, misafir ağırladığım evim ve bana özel diğer başka özellikleri de içinde barındaran bir mecradır. Bu durumda en azından usul ve uslup konusunda daha hassas davranmanızı sizden özellikle rica ederim. Uslubunuzdaki kaba ya da incitici unsurlar söylediklerinizdeki doğruluk payı olabilecek tüm yönleri silip süpürmekte, sonuçta tartışmalar konudan uzaklaşıp atışmaya dönmektedir. Hukukta bile usul esastan önce gelirken, yorumlarınızda kullanılan sıfatlara özellikle dikkat etmenizi rica ederim.

    Bu konuyu müsadenizle yorumlara kapatıyorum. Gelecek yazılarda bahsettiğim hususlari dikkate alarak yazacağınız tüm yorumların başımın üzerinde yeri vardır.

HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama