gecikmiş bir yazı

Tarih| Haziran 15, 2009 | No Comments

Sabah artık yavaş yavaş puslu eteğini ardından sürükleyerek ayrılıyor havadan. Günler yine çabuk geçiyor ama bu sefer canımı yakmadan. Hepsi nazik birer sevgili gibi ya yanağımdan öpüyorlar ya da gittiklerini anlamamı istemiyormuş gibi usulca çekiliveriyorlar aradan. Bu sebeplerden mütevellit sabahları huzur içinde uyanıyorum.

Nedense benim için bütün gün bir sabah serinliğinde geçiyor bazen. Otobüslerden iniyorum, dolmuşlara biniyorum, gazete bayilerinde durup gazetelerimi alıyorum, yokuş çıkıyorum, yokuş iniyorum, Akbil dolduruyorum, simit yiyorum, doymazsam haşlanmış mısır. Deniz kenarında oturuyorum, çaylar içiyorum. Ve sanki bunları senelerdir yapmamış gibi hissettiğimden, hayat bir yandan akarken beni bir yerlere kapatmışlar gibi hissettiğimden, hep işte bilindik bunalımlar içinde bir yerlerdeyken… Taa sonra, neden sonra, yeniden doğmuşum gibi hissediyorum. Al sana beyaz sayfa otuz yaşından sonra yazmaya yeniden başla. Demişler gibi…

Yaz güneşi o apaydınlık pırıllığıyla denize düşüp gözlerimi alıyor. Yapmam gerekenler önümde yığılsa bile yüreğime oturacak külçe kıvamını almıyorlar ama artık. Sabırlı olacak kadar, ölçüp biçecek kadar vaktim var çünkü. Ve yapılacakların hepsi benim için, sadece kendim için yapılacaklar. Bu ne bencillik, insan biraz olsun suçluluk duymalı bundan! Kendisine öyle öğretildiği için. Ama ben iflah olmaz bir iyimserlikle kendime olan borcumu ödüyorum gibi hissettiğimden, bu işsizlik fırsatının hiçbir yerine böyle suçlulukmuş, şüpheymiş, sıkıntıymış gibi lekeler, kimse kusuruma bakmasın, süremiyorum.

Kadının Özyaşamını Yazarken ( Carolyn G. Heilbrun) isimli kitabı yazacağım makale için okurken birden kitabın her yerini yumuşak kurşun kalemle çizer buldum kendimi. Özellikle ‘erteleme/ moratorium denen bir dönem hakkında yazdıkları beni çok heyecanlandırdı. Erik Erikson yetenekli erkeklerin hayatında böyle bir dönem saptamış. Carolyn ise bunun pekâlâ kadınlar için de geçerli olduğundan bahsediyor. Alıntılayalım hemen;

‘ Gene de Erikson’ın moratorium tanımı kadınların yaşamlarına baktığımızda bizim için son derece yararlıdır. Erikson’a göre, bazı yetenekli erkeklerin yaşamında – George Bernard Shaw ve William James buna mükemmel örneklerdir-  otuz yaşından önce hiçbir ilerleme kaydetmiyormuş, amaçlarından hiçbirini gerçekleştirmiyormuş ya da bu amaçların ne olduğu konusunda bir açıklık yokmuş gibi göründüğü bir dönem vardır. Elbette, bu kişi hiç fark etmeden de olsa, kendisini beklemekte olan göreve hazırlanmaktadır aslında’

‘ Erteleme, pekâlâ duyumsanan ama açıkça kabul edilmeyen bir yeteneğin hizmetine adanmış bir yaşama dönüşebilir. Ne olduğu hiçbir zaman açık seçik bilinmeyen, derin bir amaçlılık duygusuyla güçlü bir yetersizlik ve yoksunluk duygusuyla belirlenen bir durumdur bu’

İşte ben de yetersizlik ve yoksunluk hislerini yeterince yaşadım. İçimdeki amaçlılık duygusunu ( yazıyla ilgili olduğu apaçık ortada olmasına rağmen) uzun zamanlar başarıyla sakladım. Şimdi yapmak istediğim tek şey beni bir türlü rahat bırakmayan hissin hizmetine adamak hayatımı. Bir gün kendimi tamamıyla beceriksiz bir hizmetkâr olarak bulsam bile, dürüst bir umutla bir işe girişmek kadar huzur verici amaç zaten yoktur gibi geliyor bana.

Yorumlar

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama