MARGOTTO

Alaaddin’in Mancınığı

Tarih| Ağustos 5, 2009 | 2 Comments

Yazmayalı o kadar zaman oldu ki sanırım yazmayı unuttum.

Bu sabah elimde mavi kupayla çay ve üzerimde Yamyam’ın kırmızı tişörtüyle bir repçi kraliçesi gibi yayılmış Kuzey Işıkları’nı ( eski adıyla Kuzeyde Bir Yer) seyrederken yine içinden bir şeyler kabardı. Eskiden olsa bu diziyle ilgili ne kadar güzel şeyler yazacağımı ve yazdıklarımdan ne kadar mutlu olacağımı düşündüm. Her sabah bu diziyi seyrederken içimde bir taşma, parmaklarımda bir karıncalanma oluyor ama ben sanki yazmayı unuttum.

Şimdi de sanki hiç unutmamış gibi yapıyorum. Çaktırmamak için de lafı fazla dolandırmadan meseleye geleyim.

Kuzeyde Bir Yer Alaska’da bir kasabada geçer. Doktor Fleşmın mecburi hizmet gereği buraya gönderilmiştir. Bu zamanda bulunmayacak bir hazinenin içine düşmüş ama daha farkına varamamış bir saf torik gibi ilk zamanlar kasabadan hiç haz etmez. Kafasının içinde değer diye taşıdıklarının bu kasabada beş para etmediğini görünce pek şaşırır. Kasabanın hem bakkalı hem postanesi hem de her şeyinin satıldığı bir nevi rüyalar dükkânının ( Alaaddin’in dükkânını hatırlanmasında sakınca yok) sahibi olan yetmiş altı yaşındaki teyzenin oğulları hakkındaki muhabbetinden de bir anlam çıkaramaz: ‘ Bir tanesi kamyon şoförü bütün Amerika’yı dolaştı ve harika trompet çalar’ Peki ya diğeri ?’ Ha evet, o borsacı oldu’ Burada borsacı olmak bir şey ifade etmezken, çok iyi trompet çalmak eder. Çok garip bir yerdir burası. Akşam çökerken bir fincan kakao ya da sert bir içkiyle radyoda Chris’i dinlemek kadar güzel bir şey düşünemiyorum. Zira Chris hikâyenin içindeki hikâyeci gibidir. Bir yandan hayat akıp giderken durmanızı, düşünmenizi, soluk almanızı, bir hikâye dinleyip dalıp gitmenizi sağlar. Ve çok şey bilir. Çok şey bilen belki çok insan vardır ama çok azı bunları Chris gibi anlatır ve gösterir. Kasabanın pilotu, harika güzellikteki, Maggie’nin evi yandığında, beraber küllerin arasında gezerler. Ve Chris yarı yanmış piyanoyu mancınıkla fırlatmaya karar verir. Hayatın tam ortasında bir sanat performansı, felsefe egzersizi, yılın gösterisi… Karların ortasında toplanan kasabalılar Chris’in yapmış olduğu mancınığın Maggie’nin piyanosunu çam ağaçlarının bile erişemediği masmavi göğe sanki bir kuş gibi uçurmasını seyrederler. Aslında canlı bir inek fırlatmak isteyen Chris bunun daha önce bir filmde yapıldığını duyunca hayal kırıklığına uğramıştır. Ta ki Maggie’nin piyanosunu görünceye dek. O zaman der ki önemli olan ne fırlattığınız değil, fırlatmanın kendisidir. Mancınıklar beni her zaman heyecanlandırmıştır, bakınız eski bir yazı…

 Diğer yandan kasabada senelerdir baca temizleyicisi olarak çalışan Bob’un aslında şampiyonluğu son anda kaçıran bir golf efsanesi olduğunu anlarız. Dr. Fleşmın onu tanıdığında Bob bundan çok rahatsız olur ve kasabayı terk etmeye kalkar. Bar’da mevzu tartışılırken geçen bölümde orta yaş krizine giren altmış iki yaşındaki Holling ( ailesinde herkes yüz yaşını aşmıştır) belki de der o baca temizleyici olmaktan mutludur. On sekiz yaşlarındaki karısı ( bu kız da bana bir zamanlar başka bir dizide parmaklarını birbirine dokundurup zamanı durduran o kızı hatırlatıyor) ‘ evet der, herkes şampiyonluğu kaldıramaz bazıları marangoz olarak mutludur. ‘Bence de der Holling, zaten insan yirmi otuz senede bir meslek değiştirmeli, bu insana tazelik verir’

Ve Ed, masum yüzlü, deri ceketli Kızılderili… Sinema delisi, aynı zamanda dahi denecek kadar zeki… Bakkal sahibi teyzenin doğum günü şerefine ona kalıcı bir armağan vermek isteyen ve bu yüzden ormanın ortasındaki harika manzaralı bir mezar yeri alan Ed… ‘ Bana doğum günü hediyesi olarak bir mezar mı aldın Ed?’ der teyze beraber tepenin ucunda durup uçsuz bucaksız Alaska manzarasına bakarlar. ‘Evet der Ed, beğenmedin mi burayı?’ ‘ ‘Burası harika bir yer’ der teyze, sonsuzluğa bakar gibi bakar dağlara. Ve bunu kutlamak için beraber teyzenin mezarının üzerinde dans ederler.

Ama bütün bölümleri size anlatamam, zaten Ed’in dediği gibi bir kokarca resmi mi istersin yoksa kokarca’nın kendisini görmek mi? Kokarca’nın kendisini görmek için her sabah on ve her akşam yedide tnt’ye bakmanız yeterli.

Ben bu diziye yine Ed’in tabiri ile beş ayı pençesi veriyorum. Yani mutlaka görün. Diğer bütün diziler bunun yanında tek ayı pençesi etmez!

Yorumlar

2 Responses to “Alaaddin’in Mancınığı”

  1. opethmania
    Ağustos 8th, 2009 @ 13:23

    merhabalar….böyle insan odaklı,küçük yaşamların küçük dünyalarına dalan,dışarıdan kalabalıktan görülmeyen,aslında oralarda neler yattığını gösteren diziler,yapımlar çok ilgimi çeker. ingilizcesi “six feet under” olan dizi de ayrı bir güzellikteydi.bu dizi nerde oynuyor şu an?

  2. Margot
    Ağustos 9th, 2009 @ 20:19

    Merhaba Opethmania,
    Kuzey Işıkları haftaiçi hergün sabah 10:00′da ve akşam 19:00′da TNT’de. Üçüncü sezonu süren dizinin bazı bölümleri beni benden almaya devam ediyor. Bu arada geçenlerde bir muhabbette yine bu dizinin bir geyiğine dalmış giderken, Barış K. six feet under’ı da seyret mutlaka dedi. Var bu dizide demek ki bir şey bu kadar tavsiye edildiğine göre…
    Kuzey Işıkları üzerinize olsun efenim :)

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama