MARGOTTO

Margot: Ne yazar ne yazamaz…

Tarih| Ağustos 14, 2009 | 8 Comments

Ne kadar mırıl mırıl bir gün yaşıyorum anlatamam. Ne kadar kutlu ve mutlu bir his, istediğin bir şeyin heyecanının bir kuş gibi içinde çırpınıp durması… Bugün bunu fark etmemi sağlayan ve nereden geldiğini asla bilemeyeceğim, sadece durup beklediğimde ansızın yanımda biten o hisse teşekkür ederim. Bana öyle serin ve nane ferahlığında bir nefes aldırdı ki yazacaklarım yazdıklarım, sanki hepsi kanat takıp havalandılar.

İşte bazen böyle oluyor, durup dururken bir şey oluyor, ya da durmaz yürürken biri köşeden dönüp karşına çıkıveriyor. Olmaz olmaz desende bu hayatta her zaman bir şeyler oluyor, tabii sadece sen oldurmaya niyetlenip gözünü karartırsan. Çok heves etmek de çok önemli. Hevesleri olmalı insanın bu hayatta zaten. Çok büyük, ihtişamlı, çok deniz aşırı olmalarına da gerek yok. Deniz kenarında bir soluklanma kadar anlık ve kendiliğinden bile olabilirler, yeter ki olsunlar. Resme heves edilebilir mesela, birden suluboyaya karşı için akabilir, renkler ağzını sulandırır gibi bir his yaratabilir kalbinde, yumuşak fırçanın kağıda dokunduğu yerde garipsediğin hazlar alabilirsin! Yanında minik bir bardak suyun ile kızarmış bir gün batımı boyarken ağzın kulaklarına varabilir. Ya da ne bileyim birden o anda biri seni dürtmüş gibi gidip bir çikolatalı kek pişirmeye kalkabilirsin. Durduk yere işte,, heves! 

Hala mutlu olabildiğim hayatın biricik köşesi bu heveslerle dolu yerdir. Balık tutmaya heves ederim, biber dolması yapmaya, ya da kitap yazmaya! Sonra o heveslerden o kadar başım döner ki o odadan hiç çıkmayasım gelir! Ellerim ayaklarım buruş buruş olana kadar yüzmek bir türlü denizden çıkamamak gibi, çikolata yerken duramamak gibi bir şey işte. Hiç bilmediğim bir yemeği yapmaya kalkıştığımda, ya da hiç tanımadığım bir çiçeği saksıya dikerken bilirim ki yemek rezil olabilir, çiçek solup gidebilir ah evet bir sürü beceriksizlik ve sakarlık ve hayal kırıklığı ile dolabilir etraf! Ama yeter ki heves kırılmasın!

Eğer hevesim kırılsaydı sönen, patlayan, cıvık cıvık kalan beş kekten sonra, bir daha hiç kek yapamazdım ve şimdi herkes ne kadar harika kek yaptığımı söyleyemezdi! Eğer ilk aşk sandığım acıda kendimi köprüden atsaydım!!Ya ilk acemi yazımı beğenmeyen annemi dinleyip o yarışmaya yollamasaydım!! Ya işte böyle bir sürü şey…

Ve bunun sonucunda sanılmasın ki her hevesin peşinde bir kelebek gibi uçtum! Burada sayamayacağım kadarı kursağımda kalmıştır. Ve kursakta kalan hevesler bir süre sonra orada bir delik açar, para kadar! O yüzden onları en kısa zamanda oradan çıkarmak gerek.

İşte bu kadar mırıl mırıl olmamın sebebi bu! O hevesi sanki elimde tutup seviyorum bugün, o kadar gerçek o kadar hayatta ki! Ölmemiş işte, sadece durduğu yerde izi çıkmış, kursağımda tam o noktada para gibi izi kalmış, pembe. Ama hala kıpır kıpır ve hala kıpırdatıyor parmaklarımı. Şimdi o parayı tam ortasından delip, boynuma asmanın zamanı. Geçer akçeyi, heves akçesiyle değiştirmenin dayanılmaz hafifliği bu işte. Masanın kenarında oturup, parmakların havalanana kadar, acıyıp bükülene kadar, kafandan aşağı sanki bir şeyler boşaltıyorlarmış da sen onları havada yakalayıp yazmaz isen yere değdiklerinde yok olacaklarmış gibi, deli gibi, yazmak…

Margot ne yazar ne yazamaz, ama heves eder ve peşini bırakmaz.

Yorumlar

8 Responses to “Margot: Ne yazar ne yazamaz…”

  1. handan
    Ağustos 14th, 2009 @ 11:57

    margot isterse çok güzel yazar da

    roman da yazar da

    ahhh bir istese

  2. handan
    Ağustos 14th, 2009 @ 12:01

    ayrıca, yazının başlığını okur okumaz yorum yazdığımı ve sonra kaçıncı paragraf olduğunu unuttum kitap işini gördüğümü de diyim de içimde kalmasın

  3. ışıl ışıl
    Ağustos 14th, 2009 @ 14:43

    Bir önceki yazınızı büyük bir özlem ve keyifle okuduktan sonra, sevgili Margot, bende yarattığı duygu için teşekkür etmek üzere yorum bölümünde bir şeyler yazmaya başlamış ama bir türlü o duygunun ya da o ruh halinin adını koyamamıştım. Coşku ama değil, heyecan ama değil, yerinde duramama desem… eh!

    Meğerse neymiş biliyor musunuz: Kıpır kıpır olma haliymiş. Evet, ipucunu yine sizden almış oldum; içimde duyumsadığım tam da bu. Bir araya toplanmış kelebeklerin birden uçuşmaya başlamaları gibi. Teşekkürler.

  4. dgül
    Ağustos 15th, 2009 @ 05:33

    Margot; yazar… Kendisi gibi yazar… Biliyoruz ki o ilham perileri şu aralar, gidecek onun kalbinden/ruhundan daha da narin bir kalp bulamazlar… Hissiyatın için, kalemine akan cümlelerin için, yine yüreğine sağlık Margot’um… Heveslerin ve umutların, kristal gibi değil, hep çelik gibi olsun…

  5. nur
    Ağustos 16th, 2009 @ 09:38

    Margotcum yüreğine sağlık…İpi çekilmiş ,kursağımda kala kalmış tüm heveslerim yerlerinden kımıldadı yazını okurken …Hiç bitmeyecek güzel heveslere,gerçek olacak düşlerimize gelsin bu yazın…En derin sevgilerimle nur…

  6. weli
    Ağustos 21st, 2009 @ 05:45

    uc dilde cok sayida blog yazarini takip ediyorum. Sanirim, burada yazdiklariniz disinda bir takim projeleriniz ilerliyor. nacizane tavsiyem, projelerinizin buradakilerin aksine fazla ‘kadinsi’ olmamasi gerekli. Daha naturel bir dil kullanilmali.

  7. hera
    Ağustos 31st, 2009 @ 06:15

    http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=27.08.2009&ArticleID=951589

    hali hazirda okumus oldugunu dusunuyorum ya, yine de kacmasin istedim:)

  8. İMBAT
    Eylül 2nd, 2009 @ 05:48

    on iki dilde blog takip ediyoruz.
    latinceyi iyi biliyoruz da…
    e hadi margot yenisini bekliyoruz!

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama