‘ Kombiyi açtım, içerisi biraz kırılsın yine kapatırız!’
Tarih| Aralık 6, 2009 | 1 Comment
Yağmurlu bir sabah, yaş pencerelerin kuru yanına yapışan nemli çaydanlık buharı ve ben. Mavi kupa. Çayın içine atılmış birkaç kuru karanfil. Mavi kapüşonlu kadife ev eşofmanları…
Bir kutu antibiyotik, çubuk tarçın ve zencefil… Sonu gelmeyen televizyon dizilerine yapışıp kalmak, koltuğun kucağında bir kedi kadar, bir köşe yastığı kadar, durağan…
Baharla aldatan tekinsiz günler, gülmeye korkarsın, akşam yağmur yağacak. Üşüteceğini bile bile bahçede oturmak.
Bir türlü ölmeyen sardunyalar, hayatta kalmanın rengârenk ispatları. Önleri kara kış, onlar hala pembe, kırmızılar.
Kitap, kedi ve yatak… Boğazıma yapışan kuru mikrop. Elimde, kolumda, içimde yığılı bir sürü kitap. Anneanne bana yuva yap.*
Alelade geçen zaman, şehrin içinde bir yandan bir yana kalabalık içinde bir kum tanesi gibi akmak. Kum saatine bin, sonra akşama kadar bütün diğer insanlarla beraber tek istikamete doğru bir yolculuk… Tespih taneleri gibi bir sırada, üzüm salkımındakiler gibi yan yana. Dağılan kolye boncukları gibi dört bir yana…
Bu zamanların ruhunu en iyi gördüğüm, parmağımı koyunca nabız gibi pıt pıt atan yegâne yer pazar. Akşam olmaya yüz tutmuş, tezgâhlar kalkmadan ucuz bir kilo daha portakal… Parlak, ıslak balıklar üzerinde sallanan çıplak ampuller. Yeşilliklerin üzeri ıslak, yerler çamur. Kartonlardan kaldırımlar. Sonbaharı çiz der ya hoca ilkokulda, işte aklımda hep o manzara. Kulağını daya, çığlıklar. Bir torba daha hızlıca kapan, koşturan insanlar. Çabuk akşam olan günlerde, havalar birden bire kararırken gafil avlanma! Portakalları iyi seç. Balıkların gözlerinin içine bak, parlak olmalılar.
Okunan kitaplardan, içilen çaylardan, tozlu sinema salonlarından, gazete haberlerinden, son gördüğüm reklamdan bahsetmeliyim bir ara. Ama yavaş akıyor şimdi zaman. Ağır. Üzerine çöken kalın bir battaniye gibi. Kalın, sıcak, uyutan. Böyle zamanlarda ben evde uyuyorum hep. Cebimden bir küçük Margot çıkarıyorum, sırtındaki mandalla gıcırdata gıcırdata kuruyorum onu. Sonra salıyorum kapıdan. Çabuk çabuk bitir her işi, hemencecik gel diyorum. Hızlı, ritmik ve görev bilinci dolu hareketlerle çıkıyor benim kapımdan. Kaç kapı yapıyor bilmem. Sağlıklı, yanakları allıklı, çiçekli şapkalı bir oyuncak gibi en iyimser yanım o benim. Okuluna gidiyor, annesine yemek yapıyor, kedisini tarıyor. Akıllı uslu, beni hiç üzmüyor.
Akşamları biraz yorgun ama ödevini yapmış çocuk gibi yüreği ferah kapıyı çalıyor. Ama artık adımları yavaşlamış, son bir gayret giriyor cebime. O uyuduktan sonra da ne yazasım oluyor, ne okuyasım. Ondan kaç gündür evdeyim işte, boğazımda kedimin tırmıkları, sırtımda geçiyor gibi yapıp geçmek bilmeyen o ağrı..
Düzelmek lazım yakın zamanda, iki yakayı bir araya getirmek lazım. Sırttaki mandalı kurup kurup, kaldığın yerden sokağa salmak lazım içindeki heveskârı.
* Yuva: Çocukken anneannenizin divanın üzerinde (büyük yastıkları sırtınıza, sağınıza ve solunuza birer tane yaslayarak) sizi ortasına oturttuğu yer.
Yorumlar
One Response to “‘ Kombiyi açtım, içerisi biraz kırılsın yine kapatırız!’”
Cevap yaz



Aralık 6th, 2009 @ 06:24
Çok çok iyi anladım…