MARGOTTO

Sanal dünya, herşey bomboş…

Tarih| Aralık 7, 2009 | 2 Comments

-Bu ‘hayata’ gerçekten ihtiyacınız var mı?

-Yok, ama istiyorum!

Gece geç saatlere kadar oturma alışkanlığı edineceksin ve sabah kalkmayı buna rağmen becereceksin deseydiler, inanmazdım. Ama hayat insanı kendisiyle şaşırtmaya bayılan yegâne şey olduğundan, artık hiçbir şeye önyargılı yaklaşamıyorum. O yetim de dalgaların arasında kayboldu gitti. İyi de oldu.

Dün gece yine kitap okurken bir yandan da televizyondan gelen sesleri takip ediyordum. (Çok eskiden söylemiştim ben televizyon seyreden bir insanım) Okan Bayülgen’in programı dönüyor bir yandan. Televizyonda televizyonun ne kadar abesle iştigal olduğunu anlatmaya çalışan bir program. Siz de televizyon seyrederek, insanların televizyonda neler seyrettiğine bakıp bir yandan da ‘bu kadar da olmaz’ diyorsunuz. Ama hâşâ siz o programları seyreden seyirci değilsiniz, siz televizyonun ne kadar beter bir şey olduğunu görmek için televizyon seyreden birisiniz. Kanal kanal gezerken şikâyet eden, sonunda ‘belgesel’den başka seyredecek bir şey bulamayanlardansınız. Okan Bey de bunun farkında ve gecenin bir vakti televizyondan ‘Televizyon kötüdür!’ Diyen sesler yükselmeye başlıyor. ‘ Televizyon kötüdür, televizyon seyretmeyin, kapayın şimdi televizyonu! Sokaklara çıkın! Gerçek bir şeyler yapın!’ ‘ Beni de seyretmeyin!’ Kendi kendini ifşa etmekten, sabote etmekten ziyade, küçük bir arınma seansı, minicik. Günah çıkarma arzusu (mu?). Arzu nesnesi bu değil, hepinizi kandırıyorlar, ben de ata binmiş size attan inmenizi söyleyen bir şövalyeyim! Dedikten hemen sonra dörtnala gezmeye kaldığı yerden devam eden yalancı bir şövalye. Küçük bir kendinden geçme hali, hafif bir komplikasyon… Komiser Şekspir’de kendini vızır vızır arabaların arasına atıp, ortalığa saçarcasına attığı replik gibi bir şey:

‘Çok büyüksün artist Konyalı diye tapıcaksınız lan bana. Önümde imza almak için hepiniz kuyruğa giriceksiniz. Posterlerim duvarlarınızı, bakışlarım hayallerinizi süsleyecek. Çok seviceksiniz lan beni çok. Yok ki lan hiç biriniz yoksunuz… Ne bu binalar, ne bu şehir, ne bu trafik… Nedir ulan bu yanılsama değil mi? Gerçekliğin komik bir alakorize aslında. Aslında hiç biriniz yoksunuz lan! What is Matrix lan bu!’

Zira sanmıyorum ki bu ‘ayıltma’ girişiminden sonra, televizyonu kapatıp, sokaklara akın eden insanlar olsun! Televizyonlar pencerelerden atılsın, alkış kıyamet olsun. Olan şudur: ‘Televizyon da hakikaten çığırından çıktı azizim! Millet neleri seyrediyor!’ Denir ve akabinde ‘Allahtan ben onlar değilim, dağlara taşlara’ diyerek gönül hafifletilir ve başka kanala geçilir. Okan Bey de VJ Bülent’e döner ve ‘Hangi şarkıyı söyliyceksin şimdi bize Sevgili Bülent’ der. Herkes rahatlamıştır. Okan Bey görevini yapıp bizi uyarmıştır, biz de ‘Adam doğru diyor’ demiş rahatlamışızdır.  Arada bir televizyona bakıp kendimizin çok şükür ne kadar entelektüel olduğumuzu düşünmekten de ileri gidecek değiliz herhalde! Matrix filmi ne güne duruyor, Dövüş Kulübü neden zamanın ruhuna en iyi ‘uyanan’ film oldu?  Hep bize ‘farkındayım aslında ben, yemiyorum bu hayat denen naneyi!’ Diye bir an için söylenme hakkını verip, haydi şimdi kaldığımız yerden devam! Diyebilmek için.

Ben son zamanlarda bu kadar ‘akıllı’ olmayanları da rahatlatalım, onların da yüreğine su serpelim demek için çekilmiş bir reklam filmi görünce dövüş kulübünde yumruk yemekten beter oldum mesela. Renault reklamını sitesine girip hatırlayalım lütfen. ‘Bu arabaya gerçekten ihtiyacınız var mı?’ ‘ Yok, ama istiyorum!’ Ve bu da kabul edilebilir bir şey sevgili tüketicim! ‘Bırakın siz o fayda paydasına takılı kalmış zevksizleri, bu arabayı sadece sizin paşa gönlünüzün keyfi için alabilirsiniz’ Ve That is OK.! Artık bahane bulup kıvranmanıza da gerek yok! Tyler Durden diye bir adam da yok! Yeter ki siz isteyin, gerisini düşünmeyin!

Burası istekler ve arzular cenneti, kaldırımların yenilenmesine ihtiyaç var mı sanıyorsunuz? Yok, burası ihtiyaçlar üzerinde değil arzular ve nesneler üzerinde dönen bir dünya! Arada bunlardan da canınız sıkılırsa size yeni arzular ve nesneler doğuran anti- nesne görünümlü arzular cenneti! Ve siz deli gibi çalışıyorsunuz, ne var yani şöyle kamyon gibi kocaman, deli gibi benzin yiyen, kaldırım kıran, geçti mi baktıran, bir arabaya binseniz?’ Çünkü ‘Siz buna değersiniz!’ Biz sizi deli gibi çalıştırmak sonra da o paraları deli gibi harcatmak için varız, siz isteyin yeter. Dileyin bizden ne dilersiniz!

Gereksinimleri geçeli çok oldu. İsteklerin cennetindeyiz. Vitrinlerin dünyasında ( bknz Vitrinde Yaşamak/ Nurdan Gürbilek) Gökten düşen elmaların hiç biri artık bir halta yaramıyor, biz halen dilediği gibi yaşadığını sanan sanal dünya yolcularını rahat ettirme derdindeyiz!

Yorumlar

2 Responses to “Sanal dünya, herşey bomboş…”

  1. nur
    Aralık 7th, 2009 @ 13:53

    Nuh’ta geleceği okuma yeteneği olsaydı,gemisini hiç şüphesiz batırırdı..demiş yazar cioran.Aklıma düşüverdi … ”aklımın eteklerine asılıp düştürttün benim tatlı margotum:)))” kaleminize sağlık efenim…

  2. Işın
    Aralık 9th, 2009 @ 13:02

    Son iki yazıyı da büyük keyifle okudum…Zaten güzeldi yazılar ama işten, angaryadan kurtulunca daha da geliştiler sanki. Daha çok kişiye ulaşmalı artık bu yazılar.

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama