MARGOTTO

yeryüzünün bütün sabahları

Tarih| Aralık 12, 2009 | 2 Comments

Sabah. Güzel anlamlar taşırmış gibi duran bir kelime. Azıcık sıkıntısıyla beraber oturuverir hâlbuki insanın kalbine. Uyanır uyanmaz, kahvenin telvesinin dibinde birikmesi gibi, gözünü açmanla beraber, yüreğin kabarabilir. Olabilir bunlar.

Saramago, şöyle yazmış not defterine:

‘‘ Mutlak karanlığa dalmış bir odada ışık yaktığımızda karanlık yok olur. O zaman kendimize şöyle sormamız tuhaf olmaz: ‘ Nereye kayboldu?’ Ve bunun tek bir yanıtı olabilir. ‘ Hiçbir yere gitmedi, karanlık yalnızca ışığın diğer yanı, onun gizli yüzüdür.’ Bunu bana daha önce, ben çocukken söylememiş olmaları yazık’’

Sabah kalkınca şöyle de sorabilir insan kendine: Karanlık kaybolmuş, bu his neden gitmedi?

Birden kalkabilirsin yataktan ve yüreğinde tüm gece gezdiğin sokakların, kaldırımların izi durur. İstiklal’in karanlık sokaklarına sinen o soğuk is kokusu gelmiş yapışmıştır ciğerlerine, hiç sigara içmeden öksürtür seni. Yazdıkların, yazacakların bir yana yazamadıklarının satırları yol yol açılır zihninde, boş satırlar, kelimesiz satırlar. Yağmur yağınca dolacak gibi sıkıntılı satırlar, uyandırır seni kış sokağına.

Lisedeyken ilk defa evdekiler dışında kitap alma ihtiyacı hissettiğim an geliyor aklıma. Yağmurlu bir gün yine… Bakırköy tren istasyonuna paralel olan, koridor gibi bir sokakta boylu boyunca kitap tezgâhları olurdu o zamanlar. İlk aldığım kitaplar nasıl okunmayacak gibi gelir şimdi bana… İnci Aral’dan Ölü Erkek Kuşlar, Kürşat Başar’dan Sen Olsan Yapmazdın Biliyorum. Şimdikilerin Tuna Kiremitçi okuması gibi bir şeylerdi sanırım bunlar. Sonra bir selle beraber, diğer kitaplarla hep beraber, sele kapılıp yok oldular. Evdeki diğer tüm eşyayla birlikte suya battılar, yüzdüler, sonra da yok oldular. Kaç tanesi yağmurlu günlerde Tüyap Kitap Fuarı’ndan alınıp yerine konmaya çalışıldı? Yağmurla, soğukla, karla, kışla ilgili çok mesut hatıralarım yok benim.

Ondan işte genelde evde oturmayı severim ben böyle havalarda. Radyoyu çalar halde, bir kuş kafesini içinde mütemadiyen öten kuşuyla beraber taşır gibi alır odadan odaya taşırım. Kedim de sanki ‘Nereye gidiyor bu şimdi?’ diye meraklanmadan edemez, peşime takılır. Sonra yine ‘Aman, bir şey yokmuş, oradan kalktı buraya oturdu’ gibi kendince bir cevap bulup, huzur içinde uykuya dalar.

Hırkalar serildikleri yerde kabara kabara kururlar. Sabah kabaran yürek yaza yaza ferahlar. Diken diken olan batan yerler, çok ağlamış da katılmış gibi yavaştan susar. Sakince iç çekerek, perdeler aralanır. Şehrin yolları görünür pencereden. Karmaşasını daha bu ucundan belli eder şehir. Arabalar, arabalar, arabalar… Binalar, binalar, binalar… Dumanlı, isli bir havanın içinde sıkışıp kalmış bir metal, otoyol yığınından ibaret bu odanın manzarası. Diğerindense bir avuç yeşillik, birkaç ağaç, demir parmaklara dolanmış kıpkırmızı yapraklar görünür. Ama kuşlar bu manzaranın yüzsüzlüğünü bilir gibi hep bu otoyola nazır çalışma odamın penceresine konarlar. Dün tam beş tane kumru geldi. Boydan boya pervaza doluştular. Heyecanlı, heyecanlı konuştular kendi aralarında. Bir şeye karar verdiler sanırım, aynı anda uçup, gözden kayboldular.

Bu sonbahar da böyle işte… Biraz yanık tarçın kokulu… İçinden sıcak sıcak tüten bir çaydanlığın, soğuk bir mermerin üzerinde yavaş ve hüzünlü ılınması gibi…

Dünyanın bütün resimleri, satırların boşluğunu gelin doldurun. Haydi…

Yorumlar

2 Responses to “yeryüzünün bütün sabahları”

  1. nur
    Aralık 12th, 2009 @ 12:12

    …Bu havalarda bende severim evde oturmayı…içimde ki kuşlar dışarı çıkmak istedi; hamurdan biblolar yaptım, içimde ki kuşlarımla bakışalım bir birimize gülümseyelim diye…şimdi onlar cilalarını beklerken üzerine bir margot okundu, annemin mis kurabiyesiyle katmerledim huzurumu…istanbul güzel ve çirkin ..tıpkı ışığın diyer yanı karanlık gibi …biz hep aydınlığını görelim isinden-pusundan ziyade ,istanbulum’un her kezlerden gizlediği o mistik ,zarif, eşsiz güzelliğini …onun koynunda uyanmak sabahlara, istanbulun asil kızları olmak en şahanesinden ..,zerafetle süzülmek sokaklarında, o pis kokuları hiç duyumsamadan göz göze gelmek istanbulumla …odamda otururken gezindim sokaklarında buluştu kelimelerinle gözbebeklerim ,ah bir bilsen nasıl iyi geldin bana …var olasın margotum kalemine sağlık…sevgimle nur

  2. Sibel
    Aralık 15th, 2009 @ 07:04

    Gitgide daha da güzelleşiyor kalemin Margot’cum! Yaradı sana hayatındaki güzel gelişmeler, hissediliyor her kelimenden. Ah bir de daha çok yazsan..
    Kocaman sevgilerimle…

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama