MARGOTTO

mevsim değişkenleri

Tarih| Aralık 17, 2009 | 3 Comments

Şimdi,

Şimdi içine bir kaşık bal karıştırılmış portakal suyu içtim. Colin uyandı ve masanın ucuna gelip oturdu, gözlerini bana dikti, yüz bulamayınca döndü gitti.

Şimdi çamaşırlar durdu. Çarşafların makineden çıkması lazım ve kurumaya başlamaları.

Şimdi bir yandan müzik dinliyorum ama neşesizim.

Biraz sırtım ağrıyor yine ve manasızlık ılık ve tatlı bir şurup olmuş geziniyor damarlarımda.

Sert günler akşam ılık süte banılan kurabiyeler gibi yumuşuyor, sabah uyanınca yüzüne çarpan bir soğukla sertleşmeye başlayan yüz hatları, acilen demlenen çaydanlığın buharına tutuluyor. Sabah ve akşamlar uç uca tutturuluyor ve bir bakıyorsun tren olmuşlar. Tren kıvrıla kıvrıla, içinde dizleri battaniyeli bir sürü yolcuyla, kışın içinde süzülerek ilerliyor. Yolcular trenin penceresinden bakıyorlar, hızlanan trenle birbirine karışan manzaradan bazen sıkılıyor, battaniyelere sarılıp uyuyorlar. Akşam ılık süte banılan kurabiyeler gibi eriyor yine, akşamın erimesi an meselesi zaten kış aylarında. Yumuşak kurabiyeler gibi kış günleri, bir bir boyluyor çay bardağının dibini. Bazıları daha yiyemeden eriyip gidiyorlar. Sabaha demlenen çayı çok sıcak yapmamalıyım diye düşünmeden edemiyor insan.

Meşgul ve adanmış insanlar hiç yazı yazamazlar. Sevim Burak’ın dediği gibi çok dışarı baksaydım yazar olamazdım. Oyalanan insan pek yazı yazamaz. Çalışkan karıncaların işi değil ondan yazı yazmak. İçi sıkıntılı, kışın ne yapacağını şaşıran ağustos böceklerinin işi… Elinde bir sazı olmayanın işi değil bunlar, kalem ve kâğıda ihtiyaç duymayanın, masa başında kendi yürek sıvısıyla ağ öremeyen örümceğin işi değil. Yüreği çatlayacak gibi olmayanın işi değil.

Kış yazmak için çok güzel bir mevsim. Yeni yıl süslerini sevenler için çok güzel. Soğuktan kızarmış burunları sevenler için çok güzel, kendiyle baş başa kalmak ne demek bilmeyen için çok güzel. Yeni yıla hoş geldin partilerini iç burkucu değil neşeli ve delicesine eğlendirici bulan için güzel. Her yerden ve her şeyden öyle kolaycana ayrılamayanlar için değil. Yüreği azıcık soğuğu görünce buruşup, moraranlar için değil.

Yapılacaklar listesi olan için güzel çirkin havaların durumu fark etmez. Açık ve güneşli balkonlara muhtaç olmayan için fark etmez.  Ilık güneş yüzüne çarpmadıkça, bir sıcaklığa sokulmayınca, içten, gizlice ve kendi kendine öylesine tütmeyen için fark etmez. Gece soğuklarından, yağmurlu çamurlu havalardan, otoyol trafiklerinden, sokak köpeklerinin üşüdüklerini görmekten, ıslak kedilere rastlamaktan, hele bir yanda kıvrılıp uyumuş/sızmış/göçmüş birini görmekten derin bir acı duyan birileri için… Eder, ediyor, etmekten kendini alamıyor işte…

Böyle zamanlarda bir kabuk edinmek gerekirse işte, ben de ancak bu kabuk evle teselli ederim kendimi. Kalemle, kitapla, bir bardak portakal suyuna bir kaşık balla. Renkli resimlerle, renkli boya kalemleriyle, hâlâ açan renkli ama üşümüş sardunyalarla, mutfaktan sızan yemeğin kokusu, tencerenin tıkırdamasıyla, cama yapışan huzurlu ev buharıyla…

Çok okumak çok yazmak çok düşünmek çok biriktirmek için güzel bir mevsim.

Mevsim dediğin şeyin değişkenliğidir tesellim.

Yorumlar

3 Responses to “mevsim değişkenleri”

  1. Tuğba
    Aralık 18th, 2009 @ 13:17

    Ilık süt içerken okudum bu yazıyı:)
    Bir de soul asylum- runaway train dinlerken.
    üstelik sizin yazılarınızdan birinde keşfetmiştim bu şarkıyı.

  2. Margot
    Aralık 18th, 2009 @ 17:19

    Tuğba Selam,
    Gecenin bir vakti hala arşive dalan birilerinin olduğunu duymak çok hoş oldu…
    Ben de gidip bir ılık süt devireyim, uykusuzluk huy olup kalacak böyle giderse!

  3. celerone
    Aralık 28th, 2009 @ 05:31

    Evet doğru meşgul olanlar, meşgul tutulanlar yazamaz. Bundandır artık blog üzerinde yazmaya çalışmayışım. Yazmak isteyip yazamamak, bir söz verip tutmamak gibi.

    İyi ki yazıyorsun Margot. İyi ki tüm meşguliyetler arasında yazıyorsun ve dizlerime bir battaniye örtüp, yağmura bakma hissi uyandırıyorsun bende.

    Sevgiler,

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama