kar devam ediyor…

Tarih| Ocak 25, 2010 | 1 Comment

Bugün güneşli bir gün… Her yer hala kar altında. Kara, beyaza çarpan güneş her yeri aydınlatıyor. Evde perdeler açık, göz alıcı bir aydınlıkta oturuyorum, üçüncü çayım yeni bitti.

Beyaz ışık, Colin’in beyaz kabarık tüylerinin arasından geçip onları daha da parlatıyor. Ama onun için aydınlık karanlık fark etmez, Colin sürekli uyuyor, koltukta, kanepede, yerde, masada. Ben evin neresindeysem peşimden geliyor ve orda uyumaya devam ediyor. Sürekli uyuyan tüylü bir arkadaşım var. Aslında onun uyuması göbeğimde ya da bacağıma sarılarak olduğunda hoşuma gidiyor. Bir yanıma kıvrılıp, ilişmesine seviniyorum. Ama elimin altındayken onu sürekli sevdiğim ya da orasını burasını kendimi tutamayıp sıktığım için, buna pek uzun tahammül edemiyor, hemen kaçıp başka bir köşeye kıvrılıyor. Ve saniyesinde uyumaya devam ediyor.

Sınavlar bitti,  şu an tatildeyiz. Ama kardan dolayı evden çıkamıyorum pek. Zincirsiz ve kar lastiksiz çıkmamak gerekiyormuş, öyle diyorlar. Ben de ikisi de yok. Mimi sırtı karla kaplı bir uğur böceği gibi uyuyor otoparkın sağ yanında. Dışarıda sıcaklık -5 civarında, bugün de evle ilgilenerek geçecek gibi görünüyor.

Bu da aslında çok kötü bir şey değil. Uzun zamandır evle bu kadar ilgilenecek vaktim olmamıştı. Böyle zamanlarda aklınızda hep olan ama yapmaya bazen senelerce vakit bulunamayan şeyleri yapmak keyifli olabiliyor. Mesela baharat kavanozlarını düzenlemek! Bu listede kaç bininci sıradaki madde olabilir acaba? Ama birden ondan önceki maddeler buzda donup kalıyor ve bu bininci madde bir altın gibi parlamaya ve cazip görünmeye başlıyor. Mucize gibi bir şey! Baharat kavanozlarım çok çeşitlidir. Kakuleden tutun mahlebe kadar, hardal tohumundan, limon tuzuna kadar yok yok bu Mısır Çarşısı’nı andıran mikro kozmosumda. Ama hepsi zamanında bir zamanlar içlerinde envai çeşit şey barındırmış, boy boy irili ufaklı, etiketi çıkmış, göz kalabalığı yapan kavanozlar içindeler. Bu tip kullanılmış kavanozların içinde en çok şekersiz reçel kavanozunu seviyorum. Yabancı bir marka olan bu reçeller sadece meyveden yapıldığı için bizde üç kuşak çok tüketilen bir reçel tipidir. Ve bence kavanozları harikadır, ince uzun silindir, üzerinde ne reçeliyse ona göre çilek, incir, portakal resimleri. Annemden ve anneannemden topladığım ve kendim biriktirdiğim bu kavanozlarla yeni ve muhteşem bir baharat seti yapmak gibi bir yaratıcı mutfak çözümüne de imza attım işte. Bin iki yüz yetmiş üçüncü maddeye tik!

Onun dışında ev her daim ilgi bekleyen şımarık bir çocuk gibi. Onu sevmezseniz isteklerini bir süre sonra bezdirici bulabilirsiniz. Gerçi sevseniz de bulabilirsiniz, ben her daim bulurum. Ama bu aralar bulmuyorum nedense. Ona hizmet etmek kendimce bir arınma ritüelinin huzurunu veriyor bana. Evi elimden geldiğince sade ve kullanışlı hale getirmek istiyorum. Dolaplarda temiz ve yeterli kavanoz olsun. Çekmecelere vakti zamanında hiç bakılmadan atılmış bir sürü şey olduğu yerden çıksın. Çıksın ve gitsin. Bunu arada yapmak zorundayım zira ben düzenli biri değilim. Aceleyle çorap giyerken yeni çorabın etiketini çorap çekmecesine atabilir, çekmeceyi hızla kapayabilir ve çıkabilirim. Sonra o çekmecede çoraplar ve karton etiketler birbirine karışır!

Ondandır, bu aralar bir sürü boş kavanoz, kullanılmayan çorap, küçük gelen giysi, senelerce bu evde barınacak ve kullanılmayacak bir sürü eşyayı buradan yolluyorum. Yoğurt makinesini indirdim geçenlerde raftan. Seni ya kullanmalıyım ya da vermeliyim birilerine dedim. Şu anda buzdolabında altı kavanoz ev yoğurdu var.

Bugün yapılacak yemekler var.  Biraz temizlik, ondan sonra da kitapların arasına dalacağım yine. Yorgun bir şekilde kitap okumanın hoşuma gittiğini fark ettim son zamanlarda.

Şimdilerde Flaubert’in Papağını’nı okuyorum. Çok güzel başlayan, ortalarında beni biraz bocalatan ama merakla okumaya devam ettiğim bir kitap. Madam Bovary ve Flaubert sevmeyenlere tavsiye etmiyorum ama. Kar yine hızlandı dışarıda, bir alıntıyla bitiriyorum. İz Tv seyrederken pancar ayıklayacağım zira…

“ Denize açılanlar arasında yeni dünyalar keşfeden denizciler var, yeryüzüne kıtalar, gökyüzüne yıldızlar katan denizciler; Bunlar usta kişiler, büyük, çok harika kişiler. Sonra, gemi lombarlarından terör yağdıranlar, yağmalara girişenler, zenginleşip semirenler var. Yabancı gökler altıda altın ve ipek aramaya gidenler var. Daha başkaları ağzının tadını bilenler için sombalığı, yoksullar içinse morina balığı avlarlar. Ben, en derin sulara dalıp elleri bomboş ve yüzü morarmış halde çıkan anlaşılmaz ve sabırlı bir inci avcısıyım. Karşı koyulmaz bir çekim beni düşünce uçurumlarına, güçlüler için büyüsünü hiçbir zaman yitirmeyen şu iç anaforların diplerine çekiyor. Ben başkalarının yolculuklar yaptığı ya da dövüştüğü sanat okyanusuna bakarak geçireceğim yaşamımı ve zaman zaman da, hiç kimsenin istemeyeceği şu yeşil ve sarı deniz kabukları için dalarak kendimi eğlendireceğim. Böylelikle onları kendime saklayacağım ve onlarla kulübemin duvarlarını kaplayacağım.

Ben gününü büyük Güzellik güneşi altında ısınarak geçiren bir edebiyat kertenkelesinden başka bir şey değilim. Hepsi bu”.

Yorumlar

One Response to “kar devam ediyor…”

  1. Işın
    Ocak 25th, 2010 @ 15:01

    Ne tuhaf, bu aralar ben de baharat kavanozlarını düzenlemeye takmış durumdayım. Ve bir turlu sira gelmeyen raflara, çekmecelere. Bekliyorum, bir güncük iş tatil olsa, biraz nefes alsak. Olmuyor, olmuyor, olmuyor.Üşütüyor kar sadece, başka bir işe yaramıyor.Bu havada evde olup kitap okuyabildiğin için çok şanslısın

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama