Kaptan Margot’nun seyir defterinden
Tarih| Ocak 28, 2010 | 2 Comments

Neredeyse her gün yazacağım, yazılarımı pavyonlarda saçılan gül yaprakları gibi başınızdan aşağı saçacağım. O raddelere doğru ilerliyoruz. Haydi hayırlısı.
Sevgili Defter,
Tam gitti diyorken, dün gece ben yolda giderken, bir baktım geri gelmiş! Yoldan döndü herhalde! Bir şey mi unuttu acaba? Beyaz beyaz düşünceli düşünceli yağması belki de bundandır. İki saate kalmadı yine her yer bembeyazdı. Şimdi yine çekilmiş görünüyor. Bir sürpriz daha yapar mı bilmiyorum.
Kendisine alıştık. Böyle yağmaya devam ederse artık “kar” muhabbeti de iyiden iyiye sıkıcı olmaya başlayacak. Hâlbuki ne güzel bir mevzu vermişti bize. Kar başladı, her yer bembeyaz, bu işe en çok çocuklar sevindi, İstanbul kara hazırlıksız yakalandı, zincirsiz sürücüler kâbus yaşadı, sayın seyirciler şu anda otoyol üzerindeyim ve inanamayacaksınız ama kar ayakkabımın tam üzerine kadar çıkmış durumda (eğilir karış hesabı karı ölçer heyecanlı sunucumuz), tuzlama, kayma, ekmek alma hevesi, kuşlar için ağaçlara ekmek takma hevesi, daha buradan kaya kaya giderim ama şimdilik duruyorum… Neticede kar gidince bu bereketli muhabbet konusu da ellerimizden kayıp gitmiş olacak. (Teşbihlerle yaşıyorum)
Bugün düne nazaran şişik kalbim daha bir inik vaziyet aldı. Hayatın hasbelkader bana layık görmüş olduğu bu ceykıl-haydımsı ruh hallerine alışmam lazım sanırım. (Gelgitlerle yaşıyorum)

Çok verimli işlere imza attığım bir gün oluyor bugün. Çalışma odamı düzenledim, düzenlerken kendime yazmaya elverişli bir defter buldum. Defter gayet güzel, harita metot çizgili… Fakat mühendis eşantiyonu diye bağırıyor. Baba ve koca mühendis beyler arasında olduğumdan gelen yılbaşı hediyeleri arasında bu üzerinde kombi, kazan, pano gibi “estetik” değeri yüksek resimli defterlerimiz de bol oluyor. Şimdi bu karmaşık yazılı, çapraşık logolu, kazanda bir numara olsa da üzeri gri gri kazan dairelerinin loş ve romantik özelliklerini taşıyan ajandaları kullanmak için can atmadığımı peşinen belirteyim. Onun yerine bir yazıyı çağıracak “hülyalı görsellere” ihtiyacım var. Bunun içindir ki benim aldığım defterler üzerinde ya bir şey olmaz ( düz kırmızı moleskine ya da çakma moleskine tercihimdir) ya da göze çarpmayacak bir özlü defter sözü (hayat bir seyahattir) ya da bir iki harf, tüy, taş toprak vs olur. Ki bunlar hülyaları çağırmasalar bile en azından kaçırmazlar.
Bundan mütevellit kendi defterimi kendim kaplayayım dedim. Dergilerde gördüğüm şahane resimler onlarla beraber neden tozlu köşelerde kaybolsun ki? Onlar defterlerin üzerinde olmalı işte! Gri kazan dairelerine, Türkan Şoray kirpiği duvar kâğıtlarımı döşemek için sabırsızlanıyorum. Eserimle gurur duyar duymaz buraya da bir resmini asarım. Umarım.
Deryal Baykal duyarlılığında bir atmıyoruz (!) yankılı yazının daha sonuna geldik. Defterlerle yaşıyoruz.
edit: Defterin son hali :

Yorumlar
2 Responses to “Kaptan Margot’nun seyir defterinden”
Cevap yaz



Ocak 28th, 2010 @ 07:19
dün gece defterime bir şeyler yazdım. arkadaşımda dedi ki o defterler ne için yazılır biliyor musun? bir gün ailelerin eline geçilip okunmak için. durdum, düşündüm. defterlerim ortada, saklanmamış. çok da emindim oysa orada saklı gibi duruyordu oysa. içime kurt düştü. ama saklamak gelmiyor içimden, saklasam kendimi saklarmışım gibi sanki. defterlerle yaşıyoruz, bende defterimle yaşıyorum sanki. beni yaşatan, yaşadığımı hissettiren o defterlerde. saklayamam ki, saklamak istemiyorum.
Ocak 28th, 2010 @ 09:22
Tuğba’cığım defterleri saklayıp saklamamak sana kalmış tabii ki. Ben de hiç saklamazdım, taşınırken benimle beraber taşındılar. Rüyaları yazmışım, liseye giderken her Türk genci gibi şiir yazmışım, kısa öyküler yazmışım, günlük tutmuşum bir süre. Hepsi duruyor kütüphanemde. Defter tutmak güzeldir, kimin eline geçeceğini düşünme, sen biriktirmene bak bence.