MARGOTTO

yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz…

Tarih| Şubat 9, 2010 | 4 Comments

Sabahın ilerleyen bir vakti… Margotto ne zaman kapanacak olsa, içimden yazmak geliyor. Midem fena.  Dün anneannemin getirdiği pazılı börekleri hazmedemiyor. Karlı bir sabah var bugün şehrin bana yakın tepelerinde. Gözlerimi devirerek bakıyorum dışarı nedense. Silkinmek zor geliyor.

Kar sanki hiç kalkmayacak gibi gelmeye başladı bana. Biliyorum olacak şey değil. Zamanı gelince o da efendi gibi çekip gidecek. Yalnız hükmünü sürerkenki doğal iktidar hali bana neden bu kadar batıyor onu anlamıyorum işte. Karla kışla ilgili de bir hazımsızlık sorunum var demek.

Al şimdi şu Türkan’lı defteri yanına, giy paltonu dal bakalım dünya denen vızır vızır işleyen kovanın içine. Metrobüse bin ondan in servise bin. Sıra bekle, vakit kolla. Akbil uzat. Beton binalar geçsin gözünün önünden, elindeki kitaba sığın. Hep dön elindeki kitaba sığın.

Bazen keşke okul yürüyerek gidilen bir mesafede olsaydı, dalgın dalgın yürümek nasip kısmet olsaydı diye geçiyor içimden. Oysa nâmümkün. Buradan kenardan kenardan, dolaşa dolaşa gidilecek bir okul yolu yok, ağaçlardaki üşümüş serçelere bakacak vakit yok. Aylak Adam’ın da dediği gibi şehir dalmana izin vermez. Hep tetikte olacaksın, yoksa ezilirsin, biri omuz atar geçer, biri sırana tecavüz eder, biri çantanı çalar, bir araba üzerine su sıçratır geçer, belediyenin açık bıraktığı bir çukura düşersin, binlerce kere döşenmiş ama hâlâ kıpırdayan taşın yanlış bir yanına basmana bakar, kayıp düşersin. Şehirde dalınmaz, kendini tutarak, mideni fark etmeden kasarak yürüyeceksin.

Giy şimdi mantonu, sar atkını. Çantandaki kitaba tutuna tutuna yürü bu şehirde. Evde uyuyan kediye tutun arada, rafta seni bekleyen başka bir kitaba tutun. Birini bıraktığın anda diğerine tutunarak, maymunların daldan dala tutunarak ilerlemesi misali ilerle bu şehrin sokaklarında. Aman tutun, yoksa boşluğa düşersin.

İkinci yarıyılın başında duruyorum, birinci yarıyıldan biraz yorgun çıkmışım ayağa kalkınca fark ediyorum. Bir umut yoklaması yapıyorum yine ceplerde, okulun ilk gününde gelenler gelmeyenler, beni ekenler… Sokağa çıkmaya yetecek kadarını çıkarıp hazırlıyorum, geri kalanını saklıyorum yine. Derin bir nefes alıyorum. Bugünü de yaşamak lazım, insana vitaminler moraller lazım diyorum.

Yorumlar

4 Responses to “yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz…”

  1. köşenin delisi
    Şubat 9th, 2010 @ 03:48

    :) ) istedim ki facebook’taki gibi bir “like” seçeneği olsun onu tıklayayım. Bak kendi kendime tıklıyorum: “Like”. :)

  2. paNDuf
    Şubat 9th, 2010 @ 03:52

    Margotçuğum;
    Güzel insan…
    Ne güzel bahar gelecek bu karın ardından bir bilsen.. Bir hayal etsen; pazardaki enginarları, tazecik baklaları, top kabakları..
    Balık tuttuğun, termostaki çayını yudumladığın İstanbul boğazını. Her günün ayrı güzelliği var bilirim. Bunu yaşadığın ve yazılarınla birilerini (en çok belki de benim) titretip kendine getirdiğin için varol emi!!
    paNDuf (Gülin)

    NOT: Canım sıkıldıkça, mutlu oldukça okuyorum arşivini bilesin.

  3. Margot
    Şubat 10th, 2010 @ 07:01

    Sefgili Panduf,
    Bugün amortiden güneş çıktı. Teselli ikramiyesi gibi bir şey bu sanırım.
    Bozdurmak için dışarı çıkıyorum…

  4. Margot
    Şubat 10th, 2010 @ 07:03

    Sevgili Elif,
    Feysbuk son zamanlarda iyiden iyiye sinirime dokunmaya başladı benim. Zaten tvit midir nedir onu da bilmiyorum. Sen kendi köşenden ben kendi köşemden karıştıralım çayları, en şahane bir şeydir.

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama