Yağmurda suluboya…
Tarih| Mart 3, 2010 | 6 Comments
Güneş yükseliyor, yeni bir gün başlıyor. Belki daha kısa...

Dün yağmurluydu. Şeffaf şemsiyenin altında kaldırımın doğru yanına basmaya çalışan ve içinde huzura en yakın duran duyguyu ıslanmasın diye en derin cebine saklayarak yürüyen bendim. Okula girerken de, çıkarken de kâh azarak kâh dinlenerek yağmaya devam etti yağmur.
Şemsiye satan tekil adamların yanından evden şemsiye alıp çıkmanın haklı gururu ile geçerken, parmağımın ucuyla çaktırmadan dokunduğum duygu hala huzura yakın kıpırdanıyordu. Kararlı bir adımla Şampiyon Kokoreç’e girdim. Ağzımda karanfille çıktım. Aslıhan Sahafları tenhaydı. Kısacık bakındım ama gözüme bir hazinenin pırıltısı çarpmadı.
Kendimi ıslak yokuştan aşağı bıraktım. Ayşe’nin evine doğru… Kendi masalının içinde her şeyi küçük bir kibrit kutusuna sığdırmış biridir bence o. Güzel çay yapar. Çin Astrolojisinden anlar. Kahvenin yanında sütü küçük bir cezvede ve sıcak getirmeyi öğrendiğim kişidir. Çukurcuma uzmanıdır. Gecenin ilerleyen saatlerinde kitaplar hakkında bir muhabbet koyultmuşken, birden sahaflara gidecek bir limon sandığı kitabı çıkarandır.
Şimdi o sandıktan gelen kitaplar sehpanın üzerinde duruyor. Kayıp Zamanın İzinde, sanki kaybolmamış, kısa bir zaman dilimi gibi, bir limon sandığında gizliymiş. Ve mânâsı da içinde saklı olmak üzere, yağmurlu bir günde içten içe benim gelip onu almamı beklemiş. Ve şimdi onun da karton kapağını diğer kartonlardan ayıran bir hikâyesi var.
Kolumda kitaplardan ağırlaşmış bez çantam, yokuşu gerisin geri tırmanıyorum. Saray Muhallebicisi’nde belki bir tavuk suyuna çorba vaktidir. Bu sıcak ve buğulu çorba hayalini burnumun ucuna asıyor, onun peşinde dik yokuşun başına kadar çıkmayı beceriyorum. Bedenim sanki yağmurda ıslanıp ağırlaşmış bir palto gibi, bir yana yığılmak için can atıyor.
Son kuvvetle çıkılan dik lokanta merdivenlerinden sonra, cam kenarına oturmaya hak kazanıyoruz. İstiklâl hala ıslak, Ağa Câmi’nin önünde bir kestaneci var ki sürekli tezgâhını boş bırakıp kim bilir nereye kaçan, yeni bir muhabbet başlıyor buradan… Bizi eve kadar idare edecek yeni bir hikâye.
Resim: www.ayseturemis.net
Yorumlar
6 Responses to “Yağmurda suluboya…”
Cevap yaz



Mart 3rd, 2010 @ 13:01
Pera’nın arka sokaklarında dolaşırken çok bi çocukken ve çok bi büyükken hep beklenmedik bir şey çıkardı, bir binanın girişindeki latince yazı, bir duvar yazısı ya da eski kitap satıcısının sandığındaki kitaplar, işte o anın fotoğrafını çekmek, o kitapların tozlu sayfalarında gezinmek çok bi hoş olurdu. Aslıhan dediniz ya yazınızda az kalsın ben o pasajın beşinci eski kitap satıcısı oluyordum, ama çok gençtim ve gidilmemiş denizler vardı ufkumda, 20 metre kare dar gelirdi… İnsanın bazen yazdıkça yazası geliyor ve sizi okumak da bu isteği harekete geçiriyor… Sevgiyle ve yazıyla…
Mart 4th, 2010 @ 09:56
SEVGİLİ KARDEŞİM,
ÖZLEDİM SENİ.LÜTFEN YAZ, HER GÜN YAZ. SIKINTILI İŞLER, TELAŞLAR, TANTANALAR ARASINDA SESİN IŞIK OLSUN; KALEMİNDEN AKAN AYRINTILARA DALMAK, UNUTTUĞUM GÜZELLİKLERİ ANMAK İSTİYORUM.. CANIM.
Mart 4th, 2010 @ 12:20
Gün başlangıcından bitimine öylesine negatiftiki herşey …istanbul,insanlar sisliydi gözümde ..,bulanıktı herşey …ben bile yabancıydım kendime ..güneş yükseliyor yeni bir gün başlıyor .Belki daha kısa ..diye seslendi bir kalp göz bebeğime …boyası sisi dağıttı..silkeledi beni şöyle bi ..dedim iyi ki varsın be margot iyiki …sarıldım
Mart 7th, 2010 @ 05:38
Sevgili Ruhi,
Hoşgeldin. Ben yazmayı sizden gelenleri duymaya vesile olduğu için de seviyorum. Pera’nın kenarı köşesi hep bir bilmece gibi, süpriz. Ama sanki son senelerde bilmecelerin heyecanı biraz kaçtı, süpriz yumurtasının yaldızı biraz silindi gibi geliyor bana. Bilmem sadece bana mı öyle geliyor?
Sevgiler benden.
Mart 7th, 2010 @ 05:43
Sevgili Matmazel,
Hep aklımdasın. Okula giderken yolumu mahsus taksim’den geçiriyorum. Kalabalığına karışmak için, nabzımı onun atan nabzına ayarlamak için. Çoğu zaman işe yarıyor. Uzun ders saatlerine dalıp gitmeden önce, kitap ararmış bahanesine sığınmak…
Gönüllerimiz bir olsun, sen bunları okuyorsun diye daha bir ferah içim. Tantalardan, telaşlardan sıyrılıp bir mola niyetine, terapi niyetine kavuşmak dileğiyle…
Mart 7th, 2010 @ 05:45
Nurcuk, Enseyi karartmak yok! Ona göre, bak bahar kapıda!