MARGOTTO

ben harika bir ressam çocuk biliyorum…

Tarih| Mart 8, 2010 | 6 Comments

Uzun zamandır küçük sorular atıyorduk birbirimize. Bir muhabbet oluşsun bu sorulardan ve gelsin Margotto’ya konsun istedim.

Barış bana Galata Kulesi’nin tepesinden esen rüzgâra karşı, efsun gibi bir kahve falı baktığından beri bende yeri başkadır. Resimleri odamın beyaz duvarına konmuş renkli kelebekler gibidir, yakından bakınca titrerler, kimi sevinçten, kimi hüzünden. Barış benim tanıdığım en güzel ressam çocuklardandır, yüreğini ve gözünü açarak anlattığım hikâyeleri dinleyendir. Ondandır ki kalbimde, en güzel hikâyeleri hak eder.

İşte efendim bu daBarış Kara‘nın Margotto’ya konduğunun resmidir:

BENHZN~1

M: Geçenlerde kime yazıyorum gibi bir soru geçti aklımdan. sonra kendimden başka kimse için yazmadığımı, yazdıktan sonra da yazılarımın benden çıktığını, artık bana ait olmadığını düşündüm.

Sevim Burak ise bu konuda benim dünyayı izleyenlerle işim yok, açıkgözlüler için hiçbir şey yazmayacağım. Dünyalarını kaybetmişler için, kendim için yazacağım. Erken bunamışlara, hayalperestlere, çok acıklılara, aklını kaybetmişlere, delilere yazacağım diyor.

Resim yaparken bu resimleri kimlerle paylaşacağım diye düşünüyor musun?

B: Aslında hayır, ne yalan söyleyeyim hayır. Ama bu “hayır”ın zamanı çok önemli. Resmimi “yaparken” demek çok daha doğru olur. Çünkü resmin algısı çok başka, tamamen benim içe, içime bakışım oradan seslenip çıkartışımla, kuyumla ilgili. Masal dünya kendi varlık yapısını inşa ederken seni ya da çevresini dinlemeyen bir anlatıya sahip. Geliyor ve dünyasını anlatıyor sana, “sus, göz ol bak, yürek ol beni anlatacak yürek ol, ama sus.” diyor. Hatta izleyiciyi düşündüğü anda o büyünün tozları, bildiğin sokak, teker tozuna dönüşüyor, ışığını ışıltısını kaybediyor.

O yüzden hayır, hayır kimseyi düşünemem resimden başka…

dfahag

M: Masal dünyanın seni seçmesinin nedeni de budur belki? Sen de kendini seçilmişlerden mi hissediyorsun yani medyum gibi, bir köprü gibi seni vasıta mı alıyor sanat yoksa ben kendi dünyamı aktarıyorum, ilham denen şey beni seçmiyor ben onu çağırırım mı diyorsun?

B: İlham, masal ve seçimler için, bana değil daha ziyade resimlerime, onların anlattıklarına bakmak gerekiyor sanırım.

Bana niye geldikleri, neler olduğu, nasıl çıktıkları çok da önemli değil aslında. Üzerimden bulut geçse kime ne, ya da o bulutu ben çağırsam? Resmin kendisi benden çok daha önemli.

Anlatıcısı olarak ben; mümkün olduğunca masum kalmaya çabalıyorum, sevgimi, isteklerimi, heyecanlarımı saf tutmaya çabalıyorum diyelim.

Seçmeler, seçildiğim yerler ve bunlar benim bilebileceğim şeyler değil. Bir yerlerde seçildim mi onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim çocukluğumdan beri denize bakarken parmak uçları sızlayan bir adamım.

Arada sıradaysa hayatta kalmak için sonuna kadar kendimi seçmek zorunda kaldığımı da biliyorum, daha fazlası değil.

strawberry_by_BarlsKARA

M: Bizim gibi yaratıcı çocukların (seninki konusunda hâşâ bir soru işareti olmadığı için ve benim için geçenlerde hocalarımdan birinin bu lafı etmesiyle yüz bulduğum için kullanıyorum bu sıfatı) ikiye ayrıldığını düşünüyorum ben. Bir senin gibi kendiliğinden bilenler, doğar doğmaz pat diye yüzen ördek yavrularına benzer bu çocuklar. Biz çirkin ördek yavruları ise ördeklerin arasında bir süre ördek hayatı yaşar ve devamlı kafamızda olur olmaz sorularla ne yaptığımızı neden yaptığımızı düşünür dururuz. Benim mesela yazıyla temin ettiğim ilişki çok zor ve zamana yayılan bir ilişki oldu. Kendimi önce yazabildiğime, sonra yazmam gerektiğine ikna etmem gerekti ve burayı okuyanlar bu savaşı başından beri seyrettiler. Sanırım başından beri yüzen biri olmadığım için, hala arada sırada kendimi kurcalar dururum. Ya bir gün yüzemezsem?

Ama bildiğim kadarıyla sen kendini ressam Barış dışında başka bir Barış’la karıştırmamışsın. Ondan bu sorular da sana yersiz geliyor olabilir. Bu çok talihli bir şey bence, diğerinin sancılı olduğunun ben bizzat bildiğimden…

Senin çizdiğin dünyadaki çocuklar bizimkinden ne kadar uzak yaşıyorlar peki? Ben resimlerdeki ve kitaplardaki ya da fotoğraflardaki çocukların bir yerlerden akraba olduğunu düşünüyorum. Genel olarak çocuklar diyorum tabii, bunlara kediler, periler, cüceler, atlar vs de dahil mesela

B: Öyle çok hayatın ortasında taş gibi ne istediğini bilen keskin ve ışıltılı gözleri olan bir sanatçı çocuk portresi gibi olsam da, hiç değil, aslında oldukça karıştığım, her şeyin bana dokunduğu, hatta pis dokunduğu itirafımdır ne yalan söyleyeyim:) bir buluta, ağaca, çiçeğe bakarken bile yolumu karıştırırım ben, sanatın hangi zamanda, nerede kimi nasıl büyüttüğüne dair bir reçete var mıdır bilemiyorum, birisini sanatçı yapan şeyler ötekine hiç dokunmayabiliyor, ıska (!) ya da ebe-sobe oluveriyorsun.

Geçenlerde konuşuyorduk şöyle bir şey dedim hatta, ”ne istediğimi bilmiyorum ama istemediğim şeyleri çok iyi biliyorum!” Belki de hayata dair tek avantajım bu.

İnsanlar garip istekler ve hırslarla doğuyorlar ya da onlara sonradan ekleniyor bu aparatlar, öyle çok biliyorlar ki hayatı şaşıp kalıyorum!

Onlardaki bu yaşam bilgisi bende genelde seziş ve ürperiş şeklinde gerçekleştiğinden elimi uzatıp alamıyorum bile, aynı şeyi istediğimiziyse hiç sanmıyorum zaten.

İnsanların hayatı pay ederken çıkardıkları gürültü arasında şiiri duymuşuz, renkleri duymuşuz, duymuşuz ya… Konuyu neresinden yakaladığımıza dair en fazla ne kadar suçlu olabiliriz ki?

Daha önceki her şeyi, olan biteni hayatın nefesini diyelim saçından yakalayıp yüzüne çevirecek, gözlerine bakacak güçte olması gerek kişinin en korkak ve karışık haliyle bile, öyle olmasa, hani değilse, ”resmi de bırak zaten, git limon sat” derim bazen kendime… Sonra tekrar bir karşılaşma…

Ve yeri gelmişken söylemeden de edemeyeceğim bir yıldızdansa onun yükseliş hikâyesi her zaman daha güzel gelir bana…

nar_melek2

M: Bana da senin resimlerin çok güzel geliyor. Çok iyi geliyor. Canım çok sıkıldığı zaman kalp fırlatan çocuğa bakıp kalıyorum öyle, gözüm hüzünlü peri’ye kayıyor, pembe saçlarına. Korkak olduğum zamanlarda senin cesur renklerin içimi açıyor. Ve bana bazen hepimiz birbirimize dönük aynalarmışız gibi geliyor. İç içe sonsuz çağrışımları birbirimize yansıtıp duruyoruz ve güldürüyor bu bizi. Gıdıklıyor.

Önümüz bahar, yapmak istenenlerin de kıpırdandığı zamanlar yolda. Senin aklında neler var, resim dışında bir masallı resimli kitap bekliyoruz senden mesela. Ya da ben şahsen içinde senin bez bebeklerinin, hikâyelerinin, kara kalem eskizlerinin falan olduğu bir web sitesi hayal ediyorum. Aynı zamanda sanal dükkân… Çıngıraklı… :)

B: Tam da bu olsun istiyorum ben de, iyi gelsin resimlerim insanlara yeryüzünde pek az iyi niyetli iyi dilekli şey kaldı çünkü…

Son üç yıldır biriktirdiğim resimleri ve yazıları toparlıyorum şu anda, yaptığım resimler aslında hep bir bütünün parçalarıydı.
Bu masal sakinleri, aynı mahallede yaşayan canlılardı, misal; Nar gibi dağılanlar, Duacılar, Beyaza saklananlar, Başımızdan eksik olmayan bulutlar, Yerçekimsizler, Kırmızı sokakta kalbi kırılanlar, Ketumistler… Hepsi bir bütün masalın kahramanları ama aynı zamanda kendi iç öyküleri olan karakterlerdi. Bazen tek bir resimde bazen birçok resimde gösterdim onları izleyiciye, yetmedi sarılıp uyuyayım istedim bebeğini bile diktim… Şimdi bu bin parçalık yapbozu toparlayıp bütün resmi, minik masal kitaplarında aktarma peşindeyim. Hedeflediğim yedi kitap aslında, en öncelikli planım bu ama diğer çalışmalarım devam ediyor elbette ki, yılan hikâyesine dönen web sayfamı bu ay içerisinde halledeceğim nihayet! Ama satış işlerinden anlamıyorum pek, para en çok yüzüme gözüme bulaştırdığım ‘şey’ biliyorsun, muhtemel sanal da olsa bir dükkânı batırırım ben. O yüzden site sunum, anlatım, benim her zamanki derdimi aktarır anlatır içerikli olacak daha ziyade. Diğer bir yandan da biliyorsun Kooperatif’in sanat danışmanlığını yapıyorum ve orada bu yıl kurduğumuz ekiple beraber, çok güzel işlere imza atacağız, şairler ve ressamlar buluşmasında Edip Cansever’e karanfil verip saksılara çiçekler ekeceğim, çektiğim videoları yayınlayacağım mesela…

Benimse beklentim, dediğin gibi önümüz bahar, dost masalarında mevkiilenip daha çok kahve içelim, daha çok kitaplardan konuşalım, sen yine bir sürü güzel hikâyeler anlat olur mu?

Yorumlar

6 Responses to “ben harika bir ressam çocuk biliyorum…”

  1. Oya Kayacan
    Mart 9th, 2010 @ 03:27

    Bilmese de insan boyacı ne yazmış boyarken, kendi masalını yazıveriyor. Bayıldım Margot ben bu Barış çocuğa ;) Bebek dikiyormuş, onları da görsem miiii? Sevgiyle

  2. Bahar Bilge
    Mart 9th, 2010 @ 08:10

    Sevgili Margotto,

    Öncelikle bizi tanıştırdığın için çok teşekkürler. Peki, biz resim satın alabiliyor muyuz? Örneğin ben evimde “Koruyucu Su Yeşili Peri”yi ve “Kırmızı Duvar ve Julio”yu görmek,misafir etmek, sonra; yıllar sonra onları küçük kızıma miras bırakmak istiyorum. Ama nasıl?

    Teşekkürler,
    Bahar

  3. Margot
    Mart 10th, 2010 @ 03:08

    Oyacım, Evet bebek de dikiyor Barış, ismine link verdim yazıda. Blogundan kendisine ulaşabilir, bebeklerini de görebilirsin.
    Sevgiler Benden.

  4. Margot
    Mart 10th, 2010 @ 03:10

    Sevgili Bahar,
    Barış’ın resimlerinin dostlara gitmesi beni bir kat daha sevindirir. Sitesinden kendisine ulaşabilirsin, ayrıca ben de mailini kendisine iletiyorum.
    Sevgiler!

  5. alkım
    Mart 16th, 2010 @ 13:57

    Resimler insanı masal ülkelerine götürüyor. Çok sevdim. Aklıma Chagall’ın uçan keçileri geldi:))

    Teşekkürler Margot…ve Barış…

  6. uykutozu
    Nisan 13th, 2010 @ 08:27

    “Tek bildiğim çocukluğumdan beri denize bakarken parmak uçları sızlayan bir adamım.” benim için ay doğmuş bir “gece” kendisi.

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama