Komşum Belinda Abla ve gündüz düşleri

Tarih| Mart 15, 2010 | 4 Comments

Haftanın başı. Klavyenin üzerinde simit susamları ve kedi kılları…

Perdenin en ince pötikaresinden bile sızacak kadar ince bir ışık, bir huzme, bir aydınlık. Ama ev hala soğuk… Mart’ın adı bile soğuk.

Serin ve sessiz bir sabah olacak sanırken ben, yan komşunun televizyonundan gelen sesler duvarları delip geçiyor. Önce sanat müziği çaldı. O çok dayanılmaz değildi, hatta kendimi eski Türk filmlerinden birini seyredermiş gibi hayallere kaptırmama bile yaradı. Ama şimdi tahammül edilmez bayağılıkta bir şeyler çalıyor, arada kalın sesli bir adam şiir okuyor sanki. Daha çok meydan okuyor. Çocuklar bağırıyor ara sıra… Odamı işgal etmişler gibi hissediyorum böyle zamanlarda. “Çabuk defolun odamdan!” diye bağırabilirim her an Ah Belinda! Orta halli Türk evleri yaşantısının zihnimdeki arsız kâbusu…

Benim kitaplarla döşenmiş duvarımın diğer yanında yaşananlarla aramda bir tane duvar var işte incecik. Ses geçiren. Kaçıp başka bir odaya gitmek, oraya yerleşmek, mümkün elbette… Ama bunun için bu odadaki her şeyi onların seslerine terk etmek gerekecek. Şikâyet etmek de mümkün ama bir işe yaramayacak. Bir tek duymamak mümkün değil şu an.

Cep telefonunun pilini tutan kırmızı bant… Hani şu kabloları sardıklarından… Parmaklarda sedef ojeler ve beceriksizliğin kanadığı kırmızı kesik. Kırmızı bir konser broşürü, gidilmeyecek ama bilinecek olsun diye alınmış.

Çığlık çığlık kuşlar. Yan daireden kuşların bile seslerini bastıracak denli coşkuyla, meydanlara çıkmış gibi propagandayla şiir okuyan adam. Kocası evde yokken, böyle kendinden geçercesine şiir okuyan adamları dinleyen ve sürekli temizlik yapan kadın. Açılıp kapanan çekyatların patırtısı, yerlerde gezinen viledaların hışırtısı. Sıkılan çamaşır sulu bezler ve fonda duygulu, şarkılı bayağı şair, çığlıklı çocuk.

İkisinin arasındaki bir duvar. Benim sesleri dinleyen dünyama, paldır küldür teklifsiz giren sesler. Bağırış çağrış. Sanki kendisini var etmek için mutlaka “seslendirmesi” gerekiyor diğer dünyanın. Çünkü mesela şu an yoklar. En son sanki eski bir teybin geniş bir düğmesine basıldı. En son “çat” sesi duyuldu. Kapı çarpar gibi kesildi sesler. Bu odanın temizliği bitti anlaşılan. Sesli topluluk diğer odayı “temizlemek” için uzaklaştı. Muhtemelen şimdi salonda televizyon açmışlardır. Kadın yorgunluktan mutfak balkonunda bir sigara yakmıştır. Çocuk çizgi filme dalmıştır.

Masanın üzerinde kocaman yuvarlak ayna. Kırmızı kalemliğin içinde dantelli yelpaze… Poşette sayfalarca melankolik notlar. Dibinde karanfilleri kalmış, kendisi fincandan çekilmiş çay. Etamin işli çiçeklerin arasından odaya tekrar dalan ışık… Sessizlik. Yan komşular burayı tekrar işgal edinceye kadar…

Yorumlar

4 Responses to “Komşum Belinda Abla ve gündüz düşleri”

  1. Nessuno
    Mart 15th, 2010 @ 12:33

    Yaşayan her şeyin bir sesi var ya kendine özgü ve de her sesin bir rengi, soğuk ya da sıcak gamlardan türretilmiş bir ses kimliği, işte bu minik kimlikler etrafında, merkezinde alıcı ve verici hikayemize satırları ekliyoruz, eee ! o zaman, sesler var bize yaşadığımızı duyuran, çok bi sessizlik ürkütüyor hemen ıslık çalmaya başlıyorum ya da size sesleniyorum !

  2. nur
    Mart 15th, 2010 @ 13:18

    ah margot ah margot…bir insanın yarasına en fazla bukadar basılır…bu eve geldiğimden beri kalp ritim atışlarım değişti..dayanılır gibi değil etrafta ki sesler.. heleki gecenin 2si 3ü farketmeden gündüzmüş gibi hala aynı rahatsız edici ritimle ses yapan sevgili yan komşularımız…kızları cadaloz kendisi öyle ..eşi tv insanı hiç kapanmıyor tv.. bizim ev miting alanı gibi oluyor kimi zaman ..,dayanılır gibi değiller ve hiç bir uyarı onları kendilerine getirmiyor…yan komşum olmanı nasıl isterdim bir bilsen nasıl…sessizliği özlüyorum…istanbulu seviyorum ..yalnız bundan sebep bazen ondan gitme isteği duyuyorum…nasıl yoruyor insanı bu insan oğlu…sevgili görgü ve saygı kuralları bile bu şehre pek uğramaz oldu…en iyisi bir kahve yapayım kendime tümden efkar bastı..öperim kaleminden var olasın

  3. Oya Kayacan
    Mart 22nd, 2010 @ 05:21

    Margot’cuğum sen güzel yazmasan okur muydum bu gürültülü yazıyı sanıyorsun. Bu durumlarda eli maşalıyım. Zılgıt eşliğinde kaynana zırıltısı çaldırırım kapılarında vallahi;) Hani şu sessiz mekana gelin isterseniz benim yanıma, bak kapı komşuluğum boşaldı.

  4. Margot
    Mart 23rd, 2010 @ 03:48

    Komşulaaar komşular, keşke gerçek komşular da sizin kadar nazik olsa! Bu sitede sağım solum sobe, komşu ile çevriliyim. Seslerin hangi yandan ya da kattan geldiğini bilmiyorum ama o aynı komşunun mütemadiyen “yaşam seslendirmelerine” maruz kalıyorum. Bugün mesela çocuk melodika almış onu çalıyor. Daha yeni notaları öğrenme aşamasında. DO RE Mİ FA SOL, SOL FA Mİ RE DOOOOO! bütün gün çalışmaz umarım, zira başım çok ağrıyor.

    Oya’cığım, öyle bir aaah keşke! çektim ki, karşı yakadan duyuldu mu bilmiyorum!

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama