MARGOTTO

Alışveriş merkezlerinde hayal kurulmuyor!

Tarih| Nisan 6, 2010 | 8 Comments

Herkesin İstanbul’da yaşama nedenleri var.

Benim harika şeyler listelerimin neredeyse yarısı her zaman bu şehirle ilgili sevinçlerimden oluşur. Ama neredeyse hepsinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu bilirim.

Bir akşam Gramofon Cafe ansızın Simit Sarayı olur. Bir sabah uyanırsınız ki Şehir Hatları’nı kaldırmayı tartışır olmuşlar. Bir gün Mavi Kırmızı Beyaz’ı seyrettiğiniz Alkazar kapanıverir. Bir gün Emek Sinema’sı kapı duvar olur.

İstanbul’u İstanbul yapan her şey sanki acımasız ve şuursuz bir elle, kaldırım taşlarını söktükleri gibi teker teker koparıp alınır hayatımızdan.

İstiklal’in üzerinden her gün daha da çoğalan kalabalık uğultuyla akarken, ikinci kere döşense de hala kırık dökük, parça parça kalan o taşların hikâyesini bir an bile düşünmez. O hikâyeyi kimse düşünmez. Düşünenler eski kafalı olur. Sokaklar yenilenirken evlerinden olan insanlar nereye gider, nasıl yaşar kimse düşünmez. Yeni açılan alış veriş merkezinde de hep aynı markalar olacak, her şey birden tıpkısının aynısı olacak. Kente dair her şeyin üzerinden bu taşları hırsla söküp alan zihniyet geçecek, yerine koydukları taşlar da hep eğreti kalacak, bu şehri onca sene yıkamadık, bu şehir nihayet çolak kalacak. Kimse bilmez.

Bile bile bir avuç insan mı bilir?

O gece Emek Sineması yıkılmasın diye toplananlardan Altyazı Dergisi’ni kuran Fırat Yücel’in sözleri her şeyin özeti: “Alışveriş merkezlerinde hayal kurulmaz”. Tıpkı Şehir Hatları’nın yerine konması planlanan sonra cayılan o kutuların ucunda çay içilememesi gibi, martıya simit atılamaması gibi, Simit Sarayı’ndan etrafa gecenin yarısından sonra yumuşak bir müzik yayılmaz.

Bu sözlerimin bir yanının nostaljiye kaçtığını, bir müessesenin sadece eski ve köklü olmasının bu ününü kötüye kullanarak ayakta kalması anlamına gelmediğini söyleyenler çıkacaktır.

Ama ben burada sadece içi yanık bir nostaljiden bahsetmiyorum. Ben burada bir şehrin karakterinin değiştirilmesinden bahsediyorum. Ki o ne güzel bir karakterdir. Bence dünyada bu şehrin üzerine bir şehir daha yok ama gel gör ki, bu kadar işkenceye dayanacak başka şehir de yok. Roma’nın bir kaldırımı kaç yüz yıllıktır? Kaç kere sökülüp takılmıştır aynı taş? Paris’te bir kaldırım taşını değiştirmek için trafik tıkanabilir ve o taş yerine konduktan sonra kim bilir kaç yıl daha göğsünü gere gere durur meydanın bir köşesinde?

İstanbul: Avrupa Kültür Başkenti… Hafızasını silmek için gönüllü bir Kültür Başkenti!

İstanbul her gün bir taşı daha sökülen, yerine eğri büğrü bir çimento parçasını ancak koyalabilen, o parça da devamlı kırılan, sökülen, içine su kaçan, çamur sıçratan şehir olma yolunda. Ne de olsa  AVM’lerden çıkan kalabalık sadece akacak bir yol arıyor kendine. Akacak, koşturacak, sıkışacak ve bunca çabanın içinde tabiidir ki:

Durup soluklanacak ya da hayaller kuracak vakti olmayacak.

İstanbul’un en kıymetli taşlarından biri için, Emek sineması için, duyarlı olun. Hayallerinizi kaptırmayın. İmza verin!

http://emeksinemasi.blogspot.com/

http://vimeo.com/10712811

http://emeksinemasiniyasatalim.org/

Yorumlar

8 Responses to “Alışveriş merkezlerinde hayal kurulmuyor!”

  1. Başak
    Nisan 6th, 2010 @ 15:45

    naif yaşam zeklerimi dillendirmeye korkar oldum sırf bu yüzden. pamuk ipliği tabiri cuk oturuş hakikaten. Sanki dillenince daha bir gidici oluyorlar, kurban olarak işaret ediliyorlar sanki nerde sempatik, ruh okşayan ne varsa onları yok etmeye adanmış canavar ruhlara

  2. Margot
    Nisan 7th, 2010 @ 02:07

    evet böyle bir hassasiyet gelişiyor sanırım insanda. ama yaşam zevkini, anılarını, daha doğrusu bu şehri yaşanır kılan örnekleri tehdit ettiklerinde elimizden geldiği kadar karşı çıkmalıyız buna.
    kahraman bakkal süpermarkete karşı diye bir oyunu vardı değil mi ferhan şensoy’un? ne kahraman kalacak bu gidişle ne bakkal…!

  3. alkım
    Nisan 7th, 2010 @ 13:37

    İstanbul’da yaşamaya başlayalı çok olmasa da Beyoğlu gözümün önünde hızla kabuk değiştiriyor. Renkli bir panayır yerinden sürprizi olmayan mağazaların sıralandığı koca bir alışveriş merkezine dönüşüyor.
    İşte senin de dediğin gibi Margot, şehrin hafızasına bir darbe daha…Tam da yazdıklarını aklımdan geçiriyordum ben de şu sıralar…Emek Sineması’nın önünden geçtim geçen haftalarda ve o kilit vurulmuş hali içimi sızlattı. Artık bir “sinema hissi” yaşayacağımız mekan da kalmayacak.
    Bence de karşı çıkmalıyız sonuna kadar. Artık sinemalarımızı da elimizden almasalar.

  4. nur
    Nisan 7th, 2010 @ 14:49

    Adı üzerinde EMEK …sonuna tek nokta gelmeyecek tek şehir(İM)…ve emekleri yok etmemek gerek …unutmadan margotum yorum kısmında bazen sorun oluyor sanırım kaç kez meylettim error çıktı …haberin var mı bilmiyorum paylaşmak istedim paylaştım :) vee sarıldım …

  5. Margot
    Nisan 8th, 2010 @ 06:47

    Selam Alkım,
    Bu her şey bir arada olsun hissi sanki bir virüs gibi yayılıyor. Sadece kitapçı yok gibi bir şey, nesli tükenen örnekleri gözümden sakınırım. Çoğunluk müzik,kırtasiye, çanta, vs de satan bir yapıyı tercih ediyor. Alışveriş merkezleri de bu “concept”in en geniş hali sanırım. Hatta şimdi alışveriş merkezi de yetmiyor, ondan çıkıp yapı markete ondan çıkıp outlete ondan çıkıp otoparka varıyorsun. Bunu yadırgamak da yadırganası bir şey oldu işin kötüsü. Sadece sinema olan sinema da kalmayacak bu gidişle. Zira günümüz insanı her şeyi bir arada istiyor. Çünkü o buna değer! E bu arada kendine kattığı değer? Orasını fazla aramayacaksın artık…

  6. Margot
    Nisan 8th, 2010 @ 06:50

    Nur’cuğum,
    Geçenlerde Margotto’da bazı aksilikler oldu, yorumlar da etkilenmiş sanırım. Düzelmiş olması gerekiyor. Sağol hatırlattığın için. Öptüm.

  7. yasemin
    Nisan 9th, 2010 @ 13:30

    ben de mavi ile kırmızı’yı alkazar’da izledim ve kapandığını duyduğumda mavi’yi hatırladım, burnumun direği sızladı. 3 defa gitmiştim, ikincisinde okula, finallerden birine gideceğime, aniden rotayı değiştirip taksim otobüsüne binerek.

    bir de alkazar bana ilk izlediğim haneke filmini hatırlatır: funny games. çıkışında sinir krizi gibi bir şey geçirmiştim, yanındaki çorapçının vitrinine yaslanıp epey bir gülmüştüm.

  8. Margot
    Nisan 12th, 2010 @ 08:43

    okuldan kaçıldığında gidilecek en iyi yerlerden biriydi orası. biz bazen kılık değiştirip cafe’ye sinemaya falan giderdik ve bunu çok eğlenceli bulurduk. Alkazar kapanıyor dediklerinde aklıma ilk Mavi’nin afişi geldi. Juliet’in afişteki yüzü.

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama