bir gün okula giderken, her şeye dikkat ederken…
Tarih| Nisan 19, 2010 | 3 Comments
- Kıbrıs’ta neden hiç martı yok?
- Martılar çöplük olan yerlerde olur, burada hiç çöplük yok.
Martısız bir adadan dönen annem, buna şaşırıp da nedenini sorunca, martıları çöplüklerin efendileri sayan bir rehber/adam/bilirkişi böyle cevap vermiş. Ama bunun konumuzla ilgisi yok.
Günlerden bir gün okula gitmek için yola çıkıyorum. Bir gün önceden öğrendim ki bizim duraktan artık otobüs geçmiyor, durağa giden yol çökmüş, otobüs arka sokaktan dolanıp devam ediyor. Bir bakıyorum ki durakta iki kadın bir adam bekliyor. İçimden “buradan otobüs geçmiyor, ben arka sokağa yürüyeceğim” gibi açıklayıcı cümleler kurarak onlara doğru ilerliyorum. Kadınların tam önünde durup, “otobüs mü bekliyorsunuz?” diyorum. Türbanlı ve pardösülü kadınlar bana onlara çok müstehcen bir şey söylemişim gibi bakıyorlar. Ben de onlara bakıyorum. Cevap vermiyorlar. Kafam karışmış bir şekilde adama bakıyorum, belki bu sessizliğin sebebine dair bir şey söyler diye. Adam tespihini sallayarak bana “ otobüs beklemiyoruz” diyor. Kelimelerin ayakları birbirine dolanıyor birden, “buradan otobüs geçmiyor da ” diyecek oluyorum zar zor. Hızla arkamı dönüp, diğer sokağa doğru yürüyorum. Hiçbir şey anlamadım. Kendimi kötü hissediyorum.
Durağı bulamıyorum, kırık dökük bir gecekondunun önünde genç bir kız, kolunda çantası bekliyor. Bir önceki konuşmayı silmek için “ otobüs mü bekliyorsunuz?” diyorum. Kız bir an tedirgin duruyor, o da mı konuşmayacak? Gülümsüyorum. “Yok, ben arkadaşımı bekliyorum” diyor. “Buradan otobüs geçiyor mu diyecektim de”. Suskunluk. Güneş sanki gitgide daha da ısıtıyor etrafı, atkı boğazımı sıkıyor. Çıkarıp çantama koyuyorum.
Sağımda ağaç altında arkadaşını bekleyen kız, solumda kaldırıma oturmuş bir kadın, kucağında ya yeni doğmuş ya da çok küçük, arada ağlayan bir bebek. Bir de yeni yürümeye başladığı belli olan ve zapt edilemeyen, her fırsatta sağa sola koşan, yola fırlayan bir çocuk daha. Yanında oturan, sanki bütün bu sorumluluktan azıcık da olsa kaçmak istediği için kulaklıklardan müzik dinleyen babaları. Kadın ara sıra kucağında ağlayan bebeğiyle, yola fırlayanın peşinden gidiyor. Bazen onu sallayarak köşeye kadar yürüyor. Diğeri bodrum katlara inen merdivenlere eğiliyor, koşup kapıları çalıyor. Ama arkasından ayrılmıyor.
On beş dakikadan fazla oldu, yolun diğer ucunda bir kalabalık var. Vakit geçsin diye oraya yürüyorum. Durak kaldırımın yanına dikilmiş bir direkten ibaret. Altında yaşlı bir kadın, yaşlı ve çok şişman bir adam, iki tane orta yaşlı kadın bekliyor. Otobüs yarım saattir gelmedi. Yaşlı teyze benimle kendiliğinden konuşmaya başlıyor. Şişman adam konuşunca anlaşılıyor ki o yarı deli. Arada ileride camdan bakan karısına bağırıyor. Otobüs eğer gelirse, şoförün ağzını burnunu kıracak. Balkondaki kadınlardan birine bağırıyor şimdi “ Çay koy eve geliyorum bu otobüs gelmeyecek” anlaşılan o ki mahallenin kadınları arada bu adamın kendilerine bağırmasına alışık, kimse ses etmiyor. “ Ben eve gidiyorum” diyor bize. Yaşlı teyze gülüyor
“ Otobüsü bulmadan geri dönme”. Adam beş dakika dolmadan geri dönüyor bakkaldan su almış. Buna benim dışımda kimse şaşırmıyor. Teyze doktora gidecekmiş, şeker hastasıymış. İleriden biraz önce beraber otobüs beklediğimiz kadın kocası ve çocuklarıyla bize doğru yürüyüşe geçiyor. Yanında çantalı genç kız. Arkadaşını beklemeye (!) burada devam edecek gibi onları takip ediyor. Hep beraber bekliyoruz, öğlen oluyor, ezan okunuyor.
Sanki buralarda benimle sadece yaşlılar ve deliler konuşuyor.
Bir saat geçti aradan herkes dağıldı. Yaşlı teyzeyle ben kaldık bir tek. “Bugün gidemeyeceğim galiba” diyor. “Gel teyze diyorum ben zaten gidiyorum taksiyle, sen de bana arkadaş ol”. Seviniyor. Yürürken tokyosunun içine giydiği el örgüsü sarı patikli ayaklarını son bir gayretle artık otobüslerin uğramadığı bizim site durağının önünde duran taksiye doğru sürüyor.
Otobüsü sarı taksinin şoförüne şikâyet ediyorum. Bu aralar hiç gelmiyormuş, saatlerce bekliyormuş insanlar. Biraz önce arkadaşı bu durakta beklemekten sıkılan üç kişiyi almış, götürmüş…
Yorumlar
3 Responses to “bir gün okula giderken, her şeye dikkat ederken…”
Cevap yaz



Nisan 19th, 2010 @ 11:50
Nisan 22nd, 2010 @ 14:29
Sevgili Margot,
Gündelik, sıradan şeyleri nasıl da güzel hikayelere dönüştürüyorsun. Yine çok severek okudum. Durakta bekleşenleri de, Köfteci Hüseyin’i de…
Nisan 23rd, 2010 @ 10:11
Bu aralar ne okusam, ne yürüsem, ne konuşsam eve gelip yazayım istiyorum. Belli olmaz bazen de öldür billah elim değmiyor. Nihayetinde çıkanlar ne çıkarsa bahtınıza da olsa biraz, her yorumunuza seviniyorum.