Beyaz Gürültü
Tarih| Nisan 27, 2010 | 6 Comments
Pencereden beton yığınlarının arasında bir yama gibi duran site yeşilliklerine bakıyorum. Kuvvetli rüzgârın da etkisiyle önce yukarı sonra aşağı sonra da düz bir çizgide dans eder gibi ilerleyen kaçkın, kırmızı bir balon oradan oraya sürükleniyor.
Bugün okula gitmedim. Kötü işaretler alan bir Hintli gibi, Kızılderili bir şaman gibi ya da sadece o gün içinden bir ses “okula gitmeyip evde çalışmalısın” diyen biri gibi… Hazırlanmaya meylederken birden bir üşüme geldi. Sanki soğuk hava pijamanın paçalarının arasından girdi, derimden içeri sızdı, kemiklerim ürperdi. Yatak odasına değil, ters yöne, mutfağa gidip tarhana çorbası pişirdim. Çorbanın nemli ve sıcak dumanı ellerimi ısıtsın diye, arada kaşığı tutan elimi değiştirerek, camdan bakmayı sürdürdüm. Bulutlar sanki bazı filmlerde insana o an vermesi gereken duygu neyse onu vermeye yarayan bulutların hareket ettiği gibi hızlı hızlı, açıklı koyulu ilerlediler gökyüzünde. Ellerim ısındıysa da bacaklarım hala buz gibi. Gittim kaloriferi açtım. Mayıs ayına ramak kala, gittim kaloriferi açtım, ağaçlar utancından yerlere eğildiler dışarıda. Bu bile yeterli bir sebep bugün, dışarıya çıkmamak için.
Kimsenin talihsiz havalarda dışarı çıkma gibi bir zorunluluğu olmamalı mükemmel bir galakside bir yerde.
Şu anda beş Türk lirasına alınabilecek en iyi romanı okuyorum. Bitirmeme on beş sayfa kala durdum. Gidip kalınca bir eşofman takım giydim. Bilgisayarı açtım ve şimdi bunları yazıyorum. Romanın adı : “ Beyaz Gürültü”. Aslında bunu mayıs ayında okulda yapacağım bir sunumun bir parçası olarak okuyorum. En son ekoloji ve edebiyatın kesiştiği noktalardan bahseden makalelerde adını duymuştum. Sonra biraz araş taraş sonucunda kitap hakkında birkaç makale daha okudum. Ertesi gün Beyoğlu’nda peşine düşmüştüm bile. Kitabı Pandora’ya sipariş verdim. Ama oradan Mephisto’ya girdiğimde iki tane birden buldum. Birini aldım. Çok bulunan bir kitap değil ama şu anda en azından Beyoğlu’ndaki kitapçılarda iki kopyası var bundan eminim.
Bazen üst üste aklınızdan geçen ve düşünce izleri hala taze olan konular varken ve yeni seyrettiğiniz ve etkisinden bir türlü kurtulamadığınız bir film kafanızda döner dururken, elinize geçen bir kitap bu durumda “ Beyaz Gürültü” her şeyi tamamlayabiliyor. Bu kitap benim kendimce kafayı taktığım konulardaki eksik lego parçası gibi, bir meselenin unutulmuş ama söylendiğinde aniden akla yatan ana fikri gibi. Ama ben kitap tamamlanmadan, bitmesine sayfalar kala, neden oturdum bunları yazıyorum? Bu kitap bende okudukça yazma hissi yarattığından, her sayfa çevirdiğimde kafamda bir cümle belirdiğinden ama ne kitabı bırakabildiğimden ne yazmaya oturabildiğimden belki. Ancak şimdi.
Kendi küçük evrenimde bana tanıdık olan meselelerle akraba bir başka mesele daha bulmuş gibi sevindim. Bir kitapla bir yerlerden tanıdık çıkmış olmak diye de bir his varmış. Salinger’ın o müthiş Glass ailesi ile yakından akraba olan akıl almaz çocuklar var mesela kitapta. Kadınların o kolaylıkla hayatı idare etme hallerinin ardındaki kan donduran ihtimallere dair bir tamamlama konusu da içermesi cabası. Sonra o hepimizin alışveriş merkezlerinde hissettiğimiz tüm o duyguların birebir tercümesi var. Kelimeye dizilmiş hali. Bir alışveriş torbası dolduğunda hissettiğiniz tüm o rahatlamayla karışık, yenilenmiş, evi doyuracak gıdayı temin etmiş olmanın verdiği, dolabı doldurup kapamadan aldığınız renkli sebzelere ve açılmamış tüm o parlak paketlere bakarken hissettiğiniz garip tamamlanmışlık hali. Şehirli yaratıkların iç seslerinin bir nevi alt yazılı hali. Korkulardan kaçarken alışveriş merkezlerine sığınan bizim gibiler için bir açıklayıcı rehber. Kozmos filmine gitmiş ve Reha Erdem’in ilk filminden beri içinden içinden “İnsan nedir ki?” diye sormuş olanlar için tanıdık bir duygudaş: Don Delillo. Gidin tanışın. Tanıdık gelecek ama rahatsız da edecek tüm o kelimelerin sahibi ile.
Rüzgâr korkutucu gürültüler hatta gümbürtüler çıkararak esmeye devam ediyor. Benim radyomda hafif müzik çalıyor. Dışarıdaki sert gürültünün etkisini azaltmaya yarayan yumuşak başlı melodiler. Arada muhabbet ediyoruz havası ile konuşmayı pek iyi beceren bir adam bir şeyler söylüyor.
Don Delillo markette, kasadan geçenleri torbalama işine giren genç bir çocuğun hislerine ve büyükannelerinin dertlerine tercüman olur:
“ Zen gibi bir şey büyükanne… İki tane torba koparıp birini öbürünün içine geçiriyorsun. Meyveleri ezme, yumurtalara dikkat et, dondurmayı yalıtımlı torbaya koy. Her gün binlerce insan yanımdan geçer ama kimse beni görmez. Seviyorum bu işi, büyükanne, tehlikeli hiçbir yanı yok, ben de hayatımı tehditten uzak yaşamak istiyorum. Onlar da üzgün üzgün dinler. Yaşlı beyefendi kuş yuvasını andıran beyaz saçlarının arasından ellerini geçirir, kadın elinde katlı duran gözlükleri yüzüne bastırır. Bulutlar batıya doğru yönelen ayın önünden yarış eder gibi geçerler, mevsimler kasvetli bir kurguyla değişir, görüntü kış sakinliğinin derinliklerine uzanıp bir sessizlik ve buz manzarasına ulaşır”.
Yorumlar
6 Responses to “Beyaz Gürültü”
Cevap yaz



Nisan 27th, 2010 @ 14:33
..o zaman gidip tanışmalı …bu gürültülü kitapçık sessizlikte ki rüzgar ve kökleri gür nazlı ağacın dansıyla sakince okunmalı tezelden …hım tabi kahvesiz olmazz
nur sarılır ve kalır varlığından emin olunacak bir kitap beyoğlu caddelerinde
bakalım o kitap kime ..kal sağlık ve de sevgiyle öptüm
Nisan 28th, 2010 @ 04:51
Hemen ekledim alışveriş sepetime, birkaç gün sonra elime geçecek diğer kitaplarımla birlikte, yaşasın:)
Nisan 28th, 2010 @ 06:02
Umarım beğenirsiniz hanımlar, ben okumak zorunda olduklarımın içinden beğendiklerim çıkınca çok seviniyorum. İleride beğendiklerimi okumaya vaktim olacak günler de gelecek diye sabırla bekliyorum
Mayıs 29th, 2010 @ 06:27
…özlendin(M):)))
Haziran 2nd, 2010 @ 06:52
On hazirana kadar ödev yazıyorum Nur’cuğum, sonrasında buradayım inşallah
Haziran 3rd, 2010 @ 05:25
…yaşşasın o zaman
) sarıldım