Olmaz böyle şey!
Tarih| Ağustos 26, 2010 | 8 Comments
Uzun zamandır fırtına gibi esen, yaz sonunda ortalığı kasıp kavuran “Inception” yani “Başlangıç” filminin rüzgârına biz de katıldık. Katılmadan duramadık. Merakımıza yenildik.
Ah bencileyin gafil, aradım ki filmde biraz psikanaliz olsun, biraz felsefe olsun, karizma olsun, istedim ki şu yapışkan gerçeğin yüzeyinden derinlere dalalım, keyfe dalalım. Ama olmadı. Ben filmde bunları bulamadım. Büyülenemedim. Rüyanın dışına atıldım. Bir başkasının bitmek bilmeyen “bilgisayar oyunu efektine bulanmış” rüyasını nereye kadar seyredebilirsiniz? Az kalsın kendimi dışarı atacaktım.
Leonardo, dostum… Senin o mitolojiler hatırlatması gereken kallavi suçluluğun neden bana etki edemedi? Nerede senin o karısını kaybeden, çocuklarına dönmek isteğiyle kavrulan ruhunun dalgaları? Anladım ki bir tek görsellik karaya vuruyor seyrettikçe. Mimar diye “rüya takımı” kadrosuna alınan Juno… Olanlar elbette ki senin suçun değil, senin bendeki “ sevimli allame-i cihan” kadron hep sağlamdır. Ama yavrucuğum senin bu bilgi fıçıcığı halinle bile olan biteni dönüp dönüp, kendine yani bize anlatmaların bir yerden sonra artık gınalar getirdi. Hem sen daha düne kadar üniversitede mimari okuyan biriyken, birden rüya tabircisi oluverdin, “psikanalistlik” ise üzerinden aktı oralara hiç girmeyelim. Bari şu tasarladığın labirenti görseydik, kâğıtlara çiziktirmekle olmuyor bu işler. Michael Caine amca, sen dâhil diğer bütün elamanların kartonluğunu kabul edersin herhalde? Hani bir nebze karakter arıyorum bulamıyorum ondan çok muzdaripim.
“Çok orijinal!” nidaları ortalığı kasıp kavurmasa, bir yanda Batman’in yüzünü ak eden adam var, vallahi ağzımı açmayacağım. Diyorlar ki yerçekimsiz sahneler çok özgünmüş! Buradan Spike Jonze’nin kulaklarını çınlatmak isterim. Adamım, senin Fatboy Slim kliplerin kadar özgün olsa şu gönlüm gam yemeyecek. “Weapon of Choice” şaheserinde ki, klip denen alemin şahlarındandır, Christopher Walken abimiz bütün alemlere yetecek karizmasıyla süzülmekte, duvarlarda yürümekte, dolanmakta ve üzerine alınması gereken herkese “nanik” yapmaktadır. Yerçekimsizliğin klibi çekildi zaten, demem o ki hangi orijinallik? A evet paket yaptı elemanları, güzel fikir! Bir de o rüyadan düşme ile uyanma fikrine bayılmışlar, o da belli. Bir ara aralarında konuşurken abi süper fikir demişler! E iyi de İmdb’de 9.1 alacak filmin iki küçük numaradan çok daha fazlasına ihtiyacı yok mu?
Film çok uzatmış, ben uzatmayacağım. Sinemaseverler olarak, iyi filme hasret kaldığımız şu günlerde de olsa, film üzerine yapılan nümayişi anlamakta hakikaten zorluk çekiyorum. Bunların babalarını, hatta ağababalarını seyretmedik mi biz? Yani yokluk çekiyoruz diye, görkemine kurban olduğum ama senaryosuna baka kaldığım bu filmi baş tacı etmek zorunda mıyız? Gözünüzü seveyim eğer gerçeküstü görkemi diyorsanız bulun bir yerlerden “The Fall” isimli filmi seyredin (Onun suçu neydi, kimsenin ruhu duymadı?). Gözünüz de doysun gönlünüz de. Aforizmaya da doyun, görselliğe de.
Ama lütfen “başyapıt” “film buna denir” gibi aşmış yorumlarla gelmeyin, evet film yokluğu çekiyoruz ama o kadar da değil!
Satırlarıma son verirken, sıradaki şarkıyı, başta karizma yoksunu Leonardo abi olmak üzere, son işlerini yapmak üzere bir araya gelmiş tüm “rüya” takımları için çalıyorum:
Olmaz böyle şey,
Yoksa rüya mı??
Tam mutlu oldum derken,
Yıktın bütün dünyamı,
Ben bu dertten ölürsem,
Söyle küçük bey!!
Hiç mi kalbin sızlamaz?
Olmaz böyle şey!
Yorumlar
8 Responses to “Olmaz böyle şey!”
Cevap yaz



Ağustos 26th, 2010 @ 04:44
Neyse ki aklı selimine güvendiklerimin yorumlarını okudum daha ilk günlerinde de, gitmek gibi bir gaflette bulunmadım. Zaten de, ayıp olacak ama ‘gişe filmleri’ni hiç sevmiyorum.
Ağustos 26th, 2010 @ 04:56
Biz maalesef senin kadar şanslı olamadık Annoya. Nasıl olalım? Bir alkış bir nümayiş! Okuduğum sinema eleştirmenleri filmi yere göğe koyamıyor, ekşi sözlükte filmin yorumları 121 sayfaya ulaşmış! Eh biz de ne oluyor orada dedik bir yandan iyi filme susamışız, bir ümit…
Senin aklı selimlerin kimler ola, bir deyiver zira kendimi çok yalnız hissediyorum! Biraz teselli bulayım kendileriyle
Ağustos 26th, 2010 @ 05:13
Fatih Özgüven hocamızın çok isabetli şu yorumuna denk geldim şimdi:
“Kendilerine mecazi değil düz anlamda bambaşka bir evren kurarak yıllarca orada yaşamayı göze almış bir çiftten bahsediyoruz… (Altın saçlı yavrular o ara nerdeler tam çıkaramadım, izafiyet şeysi galiba.) Ayrıca, film di Caprio’nun radikal ya da eski tabirle ‘zecri’ bir karar vermesiyle, bir seçim eşliğinde köklere dönmesiyle sona eriyor. ‘Bu köklere dönen kaçıncı kahraman diyeceksiniz’, haklısınız da, ama filmin sonundaki zor seçim ilginizi çekebilir. Bu tür filmlerin bel bağladığı teknoloji şahaneliklerini, en rafinelerini bile bir noktada kanıksamak mümkün. Hiçbiri de kompüter cini herhangi bir ergenin akıl edemeyeceği şeyler değil eninde sonunda. İlginç olan, ellerinin altında her türlü teknolojik marifet olan bu yeni kuşak film kahramanlarının ontolojik dertleriyle, varoluşlarıyla ilgili meseleleriyle neler yaptıkları. Çekirdek aile mi, çekirdek çitleyerek aile mi, çekirdeği çatlamış aile mi? ‘Inception’ ailenin ve mimarlarının post-post teknoloji çağındaki seçimleri üzerine bir şeyler hissettirebildiği yerlerde ilginç”.
Ağustos 26th, 2010 @ 06:08
Sevgili Margotto,
Aynı gün aynı düşünceleri komşu bloglarda dile getirmişiz. Ben de hep şişirilmiş övgülere güvenerek gittim filme. Hayal kırıklığına uğradım. Ve anlamadım neden kimsenin filmin aleyhine konuşmadığını. Aksiyon seven de gelsin, bilim kurgu da, romantizm de, görsel şölen olsun işi garantiye alalım biraz da psikoloji kattık mı yeri göğü inletiriz mantığı. Tek bir “buluş” puan aldı benden: labirent fikrinin filmin anlatımına/kurgusuna yedirilmesi. Geri kalanı tek kelimeyle vasat.
Ağustos 26th, 2010 @ 07:16
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2010/08/11/ruyalar_gercek_olsa
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1010925&Yazar=SEV%DDN%20OKYAY&Date=16.08.2010&CategoryID=41
Biri sinema eleştirmeni diğer değil. İkisine de güveniyorum. Zaten Matrix’le kıyaslanan bir film benim ne haddime
))
Ağustos 27th, 2010 @ 02:14
Sevgili Ne yazdı Ne yazamadı,
Haklısın film gayet vasat. Ama çoğu insan muhteşem olduğunu iddia ediyor. Bizim gibi bazıları da yok daha neler diyor. Bu tartışmayı duyanlar daha da meraklanıyor. Bence bu filmden geriye sadece bu tartışmalar kalır, yarın öbür gün onlar da unutulur.
Ağustos 27th, 2010 @ 02:18
Sevin Okyay’ı severek takip ediyorum. Hatta tanışsam, kendisini de çok seveceğimi varsaydığım yazarlardan biridir. Neredeyse her yazdığını okurum ama bunu kaçırmışım. Hıncal Uluç ile ise çok ayrı dünyaların insanlarıyız. Yalnız bu film de amma çok şarkılı başlığa gebeymiş! Hıncal Uluç’tan Rüyalar Gerçek olsa, Fatih Özgüven’den Rüyalarda Buluşuruz, eh ben de olmaz böyle şey dedim. Sanırım filmle ilgili ciddiyetimizi yeterince belli etmiş olduk
Matrix de benim için yem, senin için kurtarıcı olmuş anlaşılan Annoyacığım
Ağustos 28th, 2010 @ 02:29
Sevin okul arkadaşım, kafalıdır/kafadır. Hıncal Bey’i bir dostumdan dolaylı tanıdım ki, bildiğim gibi değilmiş, aşmış. Her zaman her ortamda sohbetlemelere talibim