2012

Tarih| Ocak 18, 2012 | 8 Comments

2005 yılında Margotto’yu yazmaya başlamışım.

Yedi cüce senedir buraya gelip bir şeyler yazıyorum demek ki.

Ama işte son zamanlarda, yapamıyorum bunu. Bir sürü bahane buluyorum kendime. Sonra o bahaneler tedavülden kalkıyor. Yenilerini bulmak gerekiyor.

Sonra bir an geliyor, yeni bahane bulmak yeni bir laf etmekten daha zor geliyor.

Bu an o an mı? Bilmiyorum.

Yeni senede, bu eski dosta veda etmekle, devam etmek arasında gidip geliyorum…

Yorumlar

8 Responses to “2012”

  1. Işın
    Ocak 18th, 2012 @ 13:50

    Seni ikna etmek için ne yapılabilir bilmem ki sevgili Margotto ? Bizi bırakma diyebilirim ancak.
    Tam da kitaplardan bahsetmeni beklerken heyecanla. Okuduklarından,yayınladıklarından…

    Ama zoraki olmuyor tabii bu işler, içinden gelmiyorsa sağlık olsun, ne yapalım…

  2. sule
    Ocak 19th, 2012 @ 04:52

    günlerdir-bak hatta aylar olmuş- bilgisayarımı açıp margottoya bakıyorum, yeni yazı görmeyince canım sıkılıyor, bugün önce sevindim, kısa bir yazı olduğunu görünce üzüldüm, vada ihtimalini okuyunca daha da üzüldüm.
    hayat işte canım, nasıl gönlün çekerse..

  3. Margot
    Ocak 19th, 2012 @ 09:40

    Neden bilmiyorum. Yedi senenin bir ağırlığı mı çöktü üzerime? Sürekli yazıyor, okuyor halde olmak artık yazıyı bir kaçış değil de bir görev haline mi getirdi acaba? Önceki “kışlar” beni yazı battaniyesine dolardı. Bu kış bir tuhaf. Ben bir acayibim. Metrobüs/tramvay camlarına kafamı dayamak istiyorum, omzumun üzerinden uzanıp dayayamıyorum, gövdem şişme bir bebek gibi, onca astronot kıyafetin içinde. Sonra güçbela kafam buğulu, ıslak cama değiyor. Bu sefer de zangırdamaya dayanamıyorum. Yazıya ulaşmak da böyle bir şey oldu benim için. Sanki her daim metrobüsteyim. Huzurlu bir durak olsa, insem, yazsam yine. Ben de istiyorum aslında…

  4. alkım
    Ocak 22nd, 2012 @ 05:22

    sevgili margot,
    yazılarını, komşu ziyaretlerini özledim ama dediğini de anlıyorum. yazmak tuhaf bir şey sonuçta. bazen ben de soruyorum kendime, neden yazıyorum diye. tam bir cevabını bulamadım.

    böyle fasılalar oluyor ama tekrar bir yerlerden gelip buluyor yine seni o istek. kolay kolay kurtulunmuyor yani.

    belki bahara doğru güzel bir durak gelir (göğe bakma durağı mesela:) inersin.
    sevgiyle.

  5. Sibel
    Ocak 23rd, 2012 @ 08:37

    Canım, eğer özel bir durumun yoksa belki enerjini başka şeylere yönlendirmen, belki başka mecralara dökülmen gerekiyordur. Hissettiğimiz şeyler hayatımıza yön veren kararları bazen zorla, bazen böyle bekleyerek / zamanla aldırır bize. O yüzden acele etme bekle derim. Biz de bekleriz seni. Bana kalsa, bencilce “her gün yaz Margotto!” derim, biliyorsun.
    Kocaman öpüyorum, sevgilerimi yolluyorum sana.

  6. Margot
    Ocak 24th, 2012 @ 09:09

    Dün son kuvvetle zeytinyağlı ıspanağı pişirmişim, uyumamak için kahve yapmışım, behzat ç’nin başına geçmişim. aman yarebbim o da ne? yine uyukluyorum! pes doğrusu dedim. pes, pas, geç! sinirli sinirli doğruldum, kahve fincanını yıkadım, dişleri fırçaladım, behzat’ı geri sardım. sonra kitaplığın önünde durdum. bana dedim sakinleştirici, hayal kurduran, sonra okuyanı o hayalin sırtına bindirip kaçıran bir kitap ver. al dedi, şairin romanı. kaptığım gibi yatak odasına geçtim. yastığı patpatladım. başladım okumaya. bir iki üç demeden kitap bir yelkenliye dönüştü, yastık iyot koktu, pencereden fış fış sesleri gelmeye başladı. anakara göründü. elli sene yerküre’yi dolaşan bilge şair evine döndü. yüreğim hafifledi. uykuya bu sefer kavga etmeden bıraktım kendimi.
    şimdi eve gideceğim, çekeceğim kızağa kendimi. yelkenlerin şişmesini bekleyeceğim yeniden.

  7. beyhan
    Şubat 2nd, 2012 @ 03:36

    Merhaba Margot,

    ben bir mühendis kadınım. 20 yıldır mühendislik yapıyorum.
    yanlış bedendeki insanlar gibi mutsuz ve yabancıyım işime. hep sanat ve kültür bana iyi geldi. seni yeni kesfettim. hayat enerjinisi tasarruf edin yazını arada bir bakıyorum bir cikis bulmak icin.

    sevgiler
    beyhan

  8. Sibel
    Şubat 3rd, 2012 @ 06:53

    İşte budur!

Cevap yaz





HAKKINDA

Margot İstanbul’un eline doğdu. İlk masallarını dedesinin kucağında potinleri yere değmiyorken dinledi. Eli kalem tuttuğunda ilk iş kendi masallarını yazmaya başladı. Defterler defterleri kovaladı. Bir gün blog denen internet defterini duydu. O günden beri başından geçen masalları internette yazıyor.
devamını oku

Siteden Haberlere Üye Ol

Arama