sabah sabah hayrola, nereye böyle?
Bu sabah, – yünlü hırkam ve pijamam içindeyim. – petibör bisküvisi ve çay ile beslendim. – yüzümü yıkar yıkamaz oturdum bir film seyrettim. Jack botla gezintiye çıktı. Maalesef nasıl bir film olduğuna karar veremedim. Bazı sahneleri hoştu. – oturup bunları neden yazıyorum hiçbir fikrim yok. – hava güneşli ve bir bahane bulup dışarı çıkmazsam sanki [...]
Ya şimdi Audrey?
Başını öne eğdi. Ellerini ensesinde, yeni kesilmiş saçlarının açıkta bıraktığı teninin üzerinde birleştirdi. Eğer şu anda bir resim yapabilseydi, kuş bakışı görebildiği bu anı çizmek isterdi. Ne yazık ki, elinde sadece kelimeler var. Bu tasviri ancak kelimeler canlandırabilir. Ama kelimeler uçucu olduğundan, kimin zihnine konarsa bu uzun boyun ve üzerinde birleşen eller tarifi, hepsinde ayrı [...]
İnce nazik hastalıklı hanım ve beklenmedik ziyareti
Nazik ama inatçı bir hastalık bu… Dirençli, dediğim dedik. Seni yataklara düşürüp, saçını başını dağıtacak, başını ateşler içinde yakacak kadar acımasız değil. Sanki daha çok kendiyle bir derdi varmış da, yanlışlıkla derdine derman ararken senin bedenine yuvarlanmış gibi. Hüzünlü ve düşük seviyede bir baş ağrısı var, kendini içten içe belli edecek ama seni engellemeyecek kadar. [...]
« go back — bu kategorideki diger yazilar »

