Börekçim
Gönderilme Tarihi | Temmuz 13, 2011 | 9 Comments
Benim börekçim, Sultanahmet tramvay durağının karşısında, ağaç altında durur. Siz arabanın başına yanaşınca, artık nereye saklanmışsa, birden ortaya çıkıverir. Bir kere börek aldınız mı sizi hemen hatırlar, lokma lokma peynirli böreğinizi kesmeye başlar. Önlüğü bembeyaz ütülüdür, saçları taralıdır. O sırada belki bir yerlerde memuriyette bulunan Mehmet Bey yoldan geçer, börekçim hemen, “Mehmet Bey, Günaydın!” der. Böreğinizi önce plastik tabağına koyar, sonra onu beyaz kesekağıdına sokuverir. Hem paket bozulmasın hem de siz lokma böreklerinizi kolay yiyin diye, pakedin üzerine bir de plastik kürdan tutturur. Bunların hepsi iki dakika içinde olur. Size hayırlı işler diler ve arkanızı dönüp yürümeye başladığınızda, o, yine gizli köşesine çekilir.
tanıdıklık
Gönderilme Tarihi | Haziran 1, 2011 | 6 Comments
Sabah. İşe doğru koşturmaca. Hızlı adımlar, yetişeme amaçlı bir tempo. Sultanahmet’in Babıali’ye bakan arka sokakları… Çay bahçesinin önünden geçerken, Hulusi Kentmen ikizi amcayla selamlaşma: “İşin acele değilse otur, bir kahve yapayım sana?” “Geç kaldım Hulusi Amca, öğlene yaparsın.” “Haydi hayırlı işler.”
Öğlen. Çay bahçesinin çaprazında bir esnaf lokantası. Araka bezelye, az pilav, cacık. Garson, dün kestirdiğim saçlarım için: “Abla saçlar güzel olmuş” “Sağolasın.”
Buralar tanıdık, ben buralara tanıdığım. Haziran’ın birinde, masamda kiraz, oturmaktayım.
kısa metraj
Gönderilme Tarihi | Mayıs 12, 2011 | 12 Comments
Sabahın serinliğinde pencereye yansıyan görüntüler, tramvayın hızına göre art arda bazen hızlı bazen yavaş geçiyor gözlerimin önünden. Bu karede mekan Beyazıt. Hava puslu ve soğuk, insanlar telaşlı. Eline çabuk şalvarlı bir teyze çimenliğin içine dalmış bir şeyler yoluyor. Ne ola? Ebe gümeci, ısırgan? Kadrajı kaydırınca, çimenliğin bittiği yerde kaldırımda bir turist kafilesi. Belki yirmi belki otuz kişi. Sapsarı kafaların içinde bir tek Afrikalı kıvırcık saçlı kız var, gülümsüyor. Kadraj şimdi sağa doğru kayıyor, otobüs duraklarının önüne. Üç esmer, cılız delikanlı. Polis üniformalarını giymiş koşturuyorlar. Kim bilir nereye? Terden ıslanmış ip ip saçları enselerine yapışmış. Belki bazen gece yatmadan önce mesela, Behzat Ç. Gibi konuşup, yavaş ve sakin yürüdükleri, gözlerini kısarak bakacakları günleri hayal ediyorlar. Tramvay hızlanıyor. Çemberlitaş’a doğru uygunadım insanlar. Gözlüklü ciddi adamlar, simit alanlar, her zamanki köşesinde selpak mendil ve tükenmez kalem satan yaşlı teyze. Havalanan güvercinler. Kulaklıktan, seyrettiğim resmin üzerine Bruce Springsteen dökülüveriyor. En dokunaklı sözleri ağaçların yosunlu yanına denk geliyor çünkü o da kuzeye karşı şakıyor. Bir serin sabah daha ilahi Mayıs ayında, film tadında başlıyor.
« go back — devamini oku »


