mesaj kaygılı ayakkabı
Gönderilme Tarihi | Ağustos 20, 2011 | 8 Comments
El-bette ki “LITERATURE IS BETTER THAN MATH!” Romanlar, hikâyeler ve şiir varken, kimin o cebir cübür, yamur yumur işaretlere ihtiyacı var?
Pazar
Gönderilme Tarihi | Temmuz 31, 2011 | 9 Comments
Bu sabah çok geç uyandım. Saatin kaç olduğunu bilmeden anladım bunu ama saati bulamadım. Tam o esnada öğle ezanı okundu. Eyvah bu ne uyku?
Bu şöyle bir uyku ki, geçen hafta ben tam anlamıyla okuldan mezun oldum. Haftanın en sıcak günlerinden birinde kampüsten kampüse, hocadan enstitüye koşuşturdum. Onlara ciltli bir tez vermem karşılığında bana geçici bir mezuniyet belgesi verdiler. (diplomayı vermeleri bir seneyi alırmış) Kendilerine teşekkür ettim. İşte koşuşturdum. Sonra dün sabahtan akşama kadar Pembe Hanım’la beraber, tam anlamıyla batmış bir gemiye dönen evi temizledik. Son aylarda kendisiyle ilgilenemediğimden ev tam anlamıyla yosun tutmuştu. Beraber kuru temizlemeciden gelen koltuk kılıflarını taktık, perdeleri yıkadık, sandalyeleri ovduk, yastık kılıflarını ütüledik. Akşam o gidip de ben kucağımda Nina ile sızdığımda saat sekiz civarıydı. On gibi uyanmışım. Rüyamda evin beyine sakızlı dondurma ısmarlamıştım. Onu bulamamış ama fıstıklı almış, bir de yeni bir çeşit olarak çikolatalı ve içi fıstık parçalı. O yeni çeşit tahmin edileceği gibi beni benden aldı. Balkonda esen seri rüzgârlara karşı yedim. Sonrasında kendimi Akdeniz’in serin suları niyetine serin çarşaflara bıraktım. Gözümü açtığımda pazar günün yarısı geçmiş, yarısı kalmıştı.
Banyoya doğru ayaklandım, kapıyı açtım ve evi tanıyamadım. Eve bir sakinlik, bir dinginlik gelmişti. Yıkanmış bebeğin uykudaki hali gibi püfür püfürdü her taraf. Kediler göbeklerini şişire şişire uyuyorlardı. ”Akşamdan kalma” teriminin yerini bir yaştan sonra “temizlikten kalma” gibi terimler alabilir. Zira beden hâlâ bitti mi? bitti mi? diye sayıklıyor oluyor. Sen de kendisine gel ben sana bir çay koyayım, her şey güzel olacak diyorsun.
Şu anda odamdayım, yeni çıkan kitaplarımızdan biri hakkında yazmam gereken yazıyı arkaya atıp, kendimce mırıldanmayı öne aldım. Sırtını pencereye verip, okuduğun kitaba güneş ışığı düşecek şekilde ayarlanmış koltuk beni fena halde ayartıyor. Tramvayda iki öyküsünü okuyup hayran olduğum Ayşegül Çelik’in Kağıt Gemiler kitabı beni çağırıyor. Bir türlü bitmeyen çamaşırlar balkonda kururken, boncuk ayşe ocağın bir yanında ateş atıp, soğumaya yüz tutuyor. E-5′te trafik rahat akıyor, havada bir tek bulut yok.
İçimde “bir zapartayı daha atlattın, haydi bakalım” mahiyetinde hisler dolaşıyor…
not: neden bilmiyorum resim eklemede sorun var, çözer çözmez burdayım.
ikinci not: düzeldi galiba??
Börekçim
Gönderilme Tarihi | Temmuz 13, 2011 | 9 Comments
Benim börekçim, Sultanahmet tramvay durağının karşısında, ağaç altında durur. Siz arabanın başına yanaşınca, artık nereye saklanmışsa, birden ortaya çıkıverir. Bir kere börek aldınız mı sizi hemen hatırlar, lokma lokma peynirli böreğinizi kesmeye başlar. Önlüğü bembeyaz ütülüdür, saçları taralıdır. O sırada belki bir yerlerde memuriyette bulunan Mehmet Bey yoldan geçer, börekçim hemen, “Mehmet Bey, Günaydın!” der. Böreğinizi önce plastik tabağına koyar, sonra onu beyaz kesekağıdına sokuverir. Hem paket bozulmasın hem de siz lokma böreklerinizi kolay yiyin diye, pakedin üzerine bir de plastik kürdan tutturur. Bunların hepsi iki dakika içinde olur. Size hayırlı işler diler ve arkanızı dönüp yürümeye başladığınızda, o, yine gizli köşesine çekilir.
« go back — devamini oku »



